Genel

Avrupa’da Çiftçi İsyanı: Ucuz İthalat, Adaletsiz Rekabet ve Gıda Egemenliği Krizi

Avrupa’da çiftçiler sokakta. MERCOSUR anlaşmalarıyla artan ucuz ithalat, ağır çevre kuralları altında ezilen üreticiyi isyan noktasına getirdi. Tartışma sadece ticaret değil, gıda egemenliği ve geleceğin meselesi.

Loading...

Avrupa’da çiftçiler traktörlerle sokaklara döküldü, yolları kapattı ve olaylar büyüyerek devam ediyor. Mesele sadece bir ticaret anlaşması değil, mesele hayatta kalma meselesi. Avrupa Birliği, MERCOSUR ülkeleriyle; yani Brezilya ve Arjantin gibi tarım devleriyle bir anlaşma yapıyor. Ancak bu ülkeler çok daha ucuza ve çok daha gevşek kurallarla üretim yapıyor. Avrupalı çiftçiye ise “Daha az gübre kullan, daha az hayvan besle, çevreyi koru ve bunun maliyetine katlan” deniliyor. Aynı anda, bu kurallara uymayan ülkelerden ucuz et ve ucuz tarım ürünleri Avrupa pazarına giriyor.

Çiftçi de haklı olarak “Beni boğuyorsun, başkasını serbest bırakıyorsun. Bu rekabet değil, bu adaletsizlik” diyor. Avrupa’daki öfkenin temelinde tam olarak bu durum yatıyor. Eğer bu anlaşmalar bu şekilde hayata geçirilirse küçük ve orta ölçekli çiftçiler üretimden çekilir, hayvancılık zayıflar, kırsal alanlar boşalır ve ülkeler gıdada dışa bağımlı hale gelir. Yani bugün sağlanan ucuzluk, yarın pahalı bir bağımlılık anlamına gelir. Türkiye’ye gelindiğinde ise benzer risklerin olduğu görülüyor; hatta bazıları daha da ağır. Buna rağmen Avrupa’daki gibi güçlü bir ses çıkmamasının nedeni, Türkiye’de çiftçinin örgütsüz, parçalı olması ve karar alma masasında yer almamasıdır. Avrupa’da çiftçi masanın ortağıyken, Türkiye’de çoğu zaman masanın konusu halindedir. Bir diğer önemli fark ise Avrupa’nın “İthalat olmazsa da olur” diyebilmesidir. Türkiye ise kısa vadede ithalata mecbur bırakılmış durumdadır. Bu nedenle Avrupa frene basarken, Türkiye çoğu zaman seyirci kalmaktadır. Oysa unutulmaması gereken şudur: Tarım sadece bir ekonomik faaliyet değil, aynı zamanda gıda egemenliğidir ve gıdasını kaybeden bir ülke geleceğini de kaybeder.