Konya’daki Reklam Totemlerine Ne Oldu?
Konya Büyükşehir Belediyesi, aldığı encümen kararıyla gerek şehir içindeki gerekse sanayi bölgelerindeki tüm reklam direklerini ve totemleri indirmeye başladı. İlginçtir, işe önce kendi şirketlerinden başlandı.
Kent estetiği mi, görüntü kirliliği mi?
Bu kararın iki temel gerekçesi olduğu söylendi:
Birincisi kent estetiği,
ikincisi ise olası fırtınalarda direklerin devrilerek trafiği aksatması ve can güvenliğini tehdit etmesi.
Ancak sahada yaptığım temaslarda, özellikle Konya sanayisinde —organize sanayi ve diğer sanayi bölgelerinde— esnafın bu durumdan son derece rahatsız olduğunu görüyorum. Rahatsızlık iki başlıkta toplanıyor:
Vergiler zaten çok yüksek.
“Totemleri yere indirin” denildi ama kent estetiğini koruma iddiasıyla yapılan bu uygulama, yerde devrilmiş heykelleri andıran görüntülerle estetik kirliliği daha da artırdı.
Güç, görünür olmak ister
Totem Bir Demir Yığını Değildir, Marka Kimliğidir
Ben konuya biraz daha farklı bir açıdan bakmak istiyorum.
Totem; eğer sağlam, usulüne uygun ve estetik şekilde yapılmışsa, o firmanın kişiliğini, kimliğini ve duruşunu temsil eder. Bu bir markanın gücüdür, güzelliğidir, hatta vitrini sayılır.
Özellikle Konya gibi sanayisi dünya çapında bilinen bir şehirde, firmaların güçlü, estetik ve dikkat çekici totemlere sahip olması son derece doğaldır. Çünkü Konya’ya yalnızca Türkiye’nin dört bir yanından değil, dünyanın pek çok ülkesinden de firmalar geliyor. Müşteri olarak geliyorlar, alım yapmak için geliyorlar, bayi olarak geliyorlar.
Bayiler de çiftçiler de şuna bakar:
“Ben güçlü bir firmanın ürününü mü satıyorum?”
Güç algısı, güveni doğurur. Güven de ticareti büyütür.
Tarih Boyunca Güç Hep Görünür Olmuştur
Bir düşünelim…
Dünyadaki devlet başkanlarının saraylarına bakın. Beştepe’deki külliye için “çok büyük, çok masraflı” diye eleştiriler yapıldı. Oysa ben tam tersini düşünüyorum: Devleti temsil eden yapıların güçlü ve görkemli olması gerekir. Çünkü orada bir otorite, bir temsil vardır.
Peki ya kiliseler?
Avrupa’daki katedraller yüzyıllar boyunca birbiriyle yarıştı. Neden? Çünkü orada bir inancın ve bir gücün simgesi vardı.
İslam dünyasına bakalım.
Camilerin minareleri niye bu kadar yüksektir?
Niye uzaktan görülür?
Çünkü güç ve görünürlük verir.
Çamlıca Camii niye yapıldı?
Sultanahmet niye var?
Ayasofya niye hâlâ ayakta?
Bunların hiçbiri sadece “mimari” değildir. Bunlar aynı zamanda mesajdır.
Üretim var, sunum yok
Konya Üretiyor Ama Pazarlayamıyor
Konya üretimde çok iyi.
Ama pazarlamada aynı başarıyı gösteremiyor.
Keşke Konya, İstanbul’un pazarlama refleksini de alabilseydi.
Bugün pazarlama, sadece dijital mecralara sıkıştırılamaz. Dijitalleşiyoruz diye fiziksel alanlardan tamamen çekilmek doğru değil. Çünkü bazı şeyler dijitale sığmaz.
Kâbe’yi dijital ortama koyamazsınız.
Camiyi, kiliseyi, katedrali sığdıramazsınız.
Aynı şekilde güçlü bir sanayi şehrinin fiziksel görünürlüğünü de yok sayamazsınız.
Çözüm ne olmalı?
Çözüm Yasaklamak Değil, Standart Getirmektir
Benim önerim net:
Totemler tamamen kaldırılmamalı.
Aksine bir standart getirilmeli.
Estetik, güvenli, fırtınaya dayanıklı, mimariyle uyumlu…
Ama görünür, iddialı ve marka gücünü yansıtan totemler olmalı.
Bu meseleye sadece mimarlar değil;
pazarlamacılar, sanayiciler ve Konya’ya yurt içi–yurt dışı gelen ziyaretçiler açısından da bakılmalı.
Sanayi esnafına sorulmalı.
Çünkü sahada büyük bir rahatsızlık var.
Totemlerin pazarlamadaki etkisini yeniden değerlendirmek, Konya’nın dünyaya açılan yüzünü güçlendirmek demektir. Türkiye’ye para kazandıran üretim şehirlerinin, bu gücü göstermesinden korkmamak gerekir.
Benim kanaatim budur.