SAVAŞIN TETİKLEDİĞİ ENERJİ VE GÜBRE KRİZİ GIDA ENFLASYONUNU ARTIRMAYI SÜRDÜRECEK

Savaşların tetiklediği enerji ve gübre krizi gıda fiyatlarını tırmandırıyor. Yükselen girdi maliyetleri, market raflarında mutfak bütçesini zorluyor.

SAVAŞIN TETİKLEDİĞİ ENERJİ VE GÜBRE KRİZİ GIDA ENFLASYONUNU ARTIRMAYI SÜRDÜRECEK
Dünyada savaşların bedelini ne yazık ki sadece cephedeki askerler ödemiyor. En ağır faturayı çoğu zaman sofralarındaki ekmeği küçülen insanlar ödüyor. Birleşmiş Milletler'in son değerlendirmeleri de bu gerçeği bir kez daha ortaya koyuyor. Savaşların tetiklediği enerji ve gübre krizi, küresel gıda fiyatları üzerindeki baskıyı artırmaya devam ediyor. Bu da özellikle dar gelirli ülkelerde ve düşük gelir grubundaki ailelerde hayatı her geçen gün biraz daha zorlaştırıyor.
Bugün markete giden herkes aynı tabloyla karşılaşıyor. Geçen yıl alınan parayla doldurulan alışveriş sepeti artık yarı yarıya boş kalıyor. Bunun nedeni sadece üreticinin daha fazla kazanmak istemesi değil. Tarladan sofraya uzanan zincirin her halkasında maliyetler yükseliyor.
Tarım denildiğinde çoğumuzun aklına yalnızca toprak ve su geliyor. Oysa modern tarımın en önemli girdileri arasında mazot, elektrik, doğal gaz, gübre, ilaç, tohum ve nakliye bulunuyor. Bunlardan herhangi birindeki fiyat artışı doğrudan gıda fiyatlarına yansıyor.
Son yıllarda yaşanan savaşlar özellikle enerji piyasalarında büyük dalgalanmalara neden oldu. Petrol fiyatlarının yükselmesi sadece araçların deposunu değil, traktörlerin yakıtını da pahalı hale getiriyor. Doğal gaz fiyatlarının artması ise gübre üretim maliyetlerini katlıyor. Çünkü azotlu gübre üretiminin temel hammaddesi doğal gazdır.
Gübre pahalı olunca çiftçi daha az gübre kullanıyor. Daha az gübre ise daha düşük verim anlamına geliyor. Verim düştüğünde üretim azalıyor. Üretim azalınca piyasada ürün kıtlığı oluşuyor. Sonuçta fiyatlar yeniden yükseliyor. İşte buna ekonomide "maliyet sarmalı" deniliyor.
Birleşmiş Milletler uzmanları, savaşın yalnızca bugünkü fiyatları değil, gelecek yılların üretimini de olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuyor. Çünkü birçok ülkede çiftçiler yüksek maliyet nedeniyle ekim alanlarını daraltıyor veya üretimden tamamen çekiliyor.
Türkiye de bu gelişmelerden bağımsız değil. Ülkemiz birçok tarım ürününü üretmesine rağmen enerji ve gübre konusunda önemli ölçüde dışa bağımlı. Döviz kurundaki yükseliş de maliyetleri artırınca çiftçinin yükü daha da ağırlaşıyor.
Bugün bir çiftçi sadece gübreye değil, sulama elektriğine, mazota ve işçiliğe de çok yüksek bedeller ödüyor. Hasat zamanı geldiğinde ise ürününü çoğu zaman beklediği fiyatın altında satmak zorunda kalıyor. Aradaki kazancı ise çoğu zaman aracılar elde ediyor.
Vatandaş ise market raflarında sürekli artan fiyatlarla karşı karşıya kalıyor. Sebze, meyve, süt, et ve ekmek fiyatlarındaki artış aile bütçelerini zorluyor. Özellikle emekliler, asgari ücretliler ve sabit gelirli milyonlarca kişi için gıda harcamaları artık bütçenin en büyük kalemi haline gelmiş durumda.
Uzmanlar, enerji fiyatları yüksek kaldığı sürece gıda enflasyonunun tamamen kontrol altına alınmasının kolay olmayacağını ifade ediyor. Çünkü üretimin her aşamasında enerji kullanılıyor. Tarla sürülürken de enerji gerekiyor, ürün depoya taşınırken de fabrikada işlenirken de markete ulaştırılırken de.
İklim değişikliği de sorunu büyüten başka bir etken. Kuraklık, aşırı sıcaklar ve ani sel felaketleri üretimi olumsuz etkiliyor. Böylece savaş, enerji krizi ve iklim değişikliği aynı anda tarımı baskı altına alıyor.
Dünya nüfusu ise hızla artmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre önümüzdeki yıllarda gıda talebi daha da yükselecek. Ancak üretim aynı hızla artmazsa fiyat baskısının sürmesi kaçınılmaz olacak.
Peki çözüm ne olabilir?
Öncelikle tarımın stratejik bir sektör olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Bir ülke sanayi ürününü ithal edebilir ancak gıdada dışa bağımlılık büyük risk oluşturur. Bu nedenle yerli üretimin desteklenmesi hayati önem taşıyor.
Çiftçiye uygun maliyetli gübre, mazot ve elektrik desteği verilmesi üretimin devamlılığı açısından büyük önem taşıyor. Sulama yatırımlarının artırılması, modern tarım tekniklerinin yaygınlaştırılması ve verimli tohum kullanımının teşvik edilmesi de üretimi artıracaktır.
Bunun yanında yenilenebilir enerji yatırımları tarım sektöründe önemli avantaj sağlayabilir. Güneş enerjisiyle çalışan sulama sistemleri hem çiftçinin maliyetini düşürür hem de dışa bağımlılığı azaltır.
Gıda israfının önlenmesi de en az üretim kadar önemlidir. Türkiye'de her yıl milyonlarca ton gıda çöpe gidiyor. İsraf edilen her ürün aslında boşa harcanan su, enerji ve emek anlamına geliyor.
Kooperatifçiliğin güçlendirilmesi, üretici ile tüketici arasındaki zincirin kısaltılması ve depolama altyapısının geliştirilmesi de fiyatların dengelenmesine katkı sağlayacaktır.
Sonuç olarak savaşların etkisi sadece sınır bölgelerinde hissedilmiyor. Binlerce kilometre uzaktaki bir çatışma bile market raflarındaki fiyat etiketlerini değiştirebiliyor. Enerji maliyetleri yükseldiğinde gübre pahalanıyor, gübre pahalandığında üretim azalıyor, üretim azaldığında ise sofralardaki ekmek küçülüyor.
Bugün gıda güvenliği artık yalnızca tarım politikalarının değil, aynı zamanda enerji politikalarının, dış politikanın ve küresel barışın da konusu haline gelmiştir. Dünyada kalıcı barış sağlanmadıkça enerji piyasalarındaki belirsizliklerin tamamen ortadan kalkması zor görünüyor. Bu nedenle ülkelerin hem kendi tarımsal üretimlerini güçlendirmeleri hem de küresel iş birliğini artırmaları gerekiyor.
Çünkü unutulmamalıdır ki, savaşın en sessiz mağduru çoğu zaman market poşetini dolduramayan, çocuğunun beslenme çantasını eksik hazırlayan ve mutfak masrafını denkleştirmeye çalışan milyonlarca aile oluyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com