SON YAŞANAN AFETLER TARIMI DA CEBİMİZİ DE VURDU

Peş peşe yaşanan doğal afetler sadece ürünü değil üreticiyi de vuruyor; azalan rekolte gıda enflasyonunu, gıda enflasyonu ise sofradaki yükü artırıyor.


Türkiye, son yıllarda peş peşe yaşanan doğal afetlerle mücadele ediyor. Bir yanda don olayları, diğer yanda kuraklık, dolu, sel, orman yangınları ve aşırı sıcaklar... Bu afetler sadece tarladaki ürünü değil, üreticinin umudunu da alıp götürüyor. Tarım sektöründe yaşanan her kayıp ise eninde sonunda pazardaki fiyatlara, mutfaktaki sofralara ve ülke ekonomisine yansıyor.
Eskiden mevsimler aşağı yukarı belli bir düzen içinde ilerlerdi. Çiftçi ne zaman ekeceğini ne zaman sulayacağını ne zaman hasat yapacağını büyük ölçüde bilirdi. Bugün ise iklim şartları neredeyse her yıl farklı bir sürprizle geliyor. Bir sabah uyanıyorsunuz, çiçek açmış meyve ağaçlarını don vurmuş. Bir hafta sonra aşırı sıcaklar başlıyor. Ardından dolu yağıyor, sonra sel geliyor. Bir yıl içinde birkaç farklı afet yaşanabiliyor.
En büyük darbeyi ise üretici alıyor. Çünkü çiftçinin bütün bir yıllık emeği birkaç saat içinde yok olabiliyor. Don olaylarında meyve bahçeleri zarar görüyor, dolu yağışı sebze ve meyveleri kullanılmaz hale getiriyor. Kuraklık ise buğdaydan arpaya, ayçiçeğinden mısıra kadar birçok üründe verimi düşürüyor.
Üretici yalnızca ürün kaybetmiyor. Gübreyi, tohumu, ilacı, mazotu aylar öncesinden almış oluyor. Sulama için elektrik faturası ödüyor. İşçi çalıştırıyor. Hasat zamanı geldiğinde ise satacak ürünü kalmayabiliyor. Gelir elde edemeyen üretici, borçlarını ödemekte zorlanıyor. Banka kredileri, tarım kredi borçları ve özel sektör alacakları üreticinin omuzlarında daha da ağır bir yük haline geliyor.
Bazı çiftçiler bu nedenle üretimden tamamen çekilmeyi bile düşünüyor. Özellikle küçük aile işletmeleri için birkaç yıl üst üste yaşanan afetler ayakta kalmayı neredeyse imkânsız hale getiriyor. Gençler de tarımın geleceğini belirsiz gördükleri için köyde kalmak yerine büyük şehirlere yöneliyor. Böylece tarımdaki yaş ortalaması giderek yükseliyor.
Afetlerin etkisi sadece üreticiyle sınırlı kalmıyor. Ürün azaldıkça fiyatlar yükseliyor. Markette gördüğümüz pahalı sebze ve meyvenin arkasında çoğu zaman yaşanan bir doğal afet bulunuyor. Kiraz, kayısı, üzüm, fındık, zeytin ya da sebzeler... Hangi ürün zarar görmüşse onun fiyatı kısa sürede yükseliyor.
Bu durum tüketiciyi de doğrudan etkiliyor. Dar gelirli aileler artık birçok meyveyi eskisi kadar rahat alamıyor. Sebze fiyatları yükselince sofralardaki çeşitlilik azalıyor. Sonuçta doğal afet yalnızca çiftçinin değil, milyonlarca vatandaşın bütçesini de etkiliyor.
Ekonomi açısından bakıldığında tablo daha da genişliyor. Tarım üretiminin azalması gıda enflasyonunu artırıyor. Gıda fiyatlarının yükselmesi ise genel enflasyon üzerinde önemli baskı oluşturuyor. Merkez Bankasının enflasyonla mücadelesi zorlaşıyor. Vatandaşın alım gücü düşüyor. Ücret artışları kısa sürede eriyor.
Bazı ürünlerde iç piyasadaki açığı kapatabilmek için ithalat yapılması gerekebiliyor. Bu da döviz harcamalarının artmasına neden oluyor. Oysa Türkiye birçok tarım ürününde üretim gücü yüksek olan bir ülke. Afetler nedeniyle üretimin azalması hem ihracat gelirlerini düşürüyor hem de ithalat ihtiyacını artırabiliyor. Bu durum dış ticaret dengesi üzerinde de olumsuz etki yaratıyor.
Tarıma bağlı sanayi kuruluşları da bu gelişmelerden etkileniyor. Meyve suyu fabrikaları, konserve üreticileri, un ve yem sanayisi yeterli hammadde bulmakta zorlanabiliyor. Hammaddenin azalması üretim maliyetlerini yükseltiyor. Bazı işletmeler kapasitesini düşürmek zorunda kalabiliyor. Bu da istihdam üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabiliyor.
Uzmanlar artık doğal afetleri "istisnai olaylar" olarak değil, yeni iklim düzeninin bir parçası olarak değerlendiriyor. Bu nedenle sadece zarar oluştuktan sonra destek vermek yeterli olmuyor. Asıl önemli olan afetlere karşı önceden hazırlıklı olmak.
Sulama yatırımlarının artırılması, suyun daha verimli kullanılması, kuraklığa dayanıklı tohumların geliştirilmesi, erken uyarı sistemlerinin yaygınlaştırılması ve tarım sigortalarının daha güçlü hale getirilmesi büyük önem taşıyor. Çiftçinin afetlerden sonra uzun süre beklemeden zararının karşılanması da üretimin devamı açısından kritik bir konu olarak öne çıkıyor.
Tarım sigortalarının kapsamının genişletilmesi, prim desteklerinin artırılması ve küçük üreticilerin sisteme daha kolay dahil edilmesi de önemli çözümler arasında yer alıyor. Çünkü afetlerin ne zaman yaşanacağını önceden bilmek mümkün değil. Ancak oluşacak zararın ekonomik etkisini azaltmak mümkün.
Türkiye, verimli toprakları ve güçlü tarım potansiyeliyle önemli bir üretim ülkesi olmayı sürdürüyor. Ancak bu gücün korunabilmesi için iklim değişikliğinin oluşturduğu risklere uygun yeni politikaların geliştirilmesi gerekiyor. Çiftçinin üretimde kalması yalnızca kırsal kesimin değil, bütün toplumun ortak çıkarıdır.
Sonuç olarak yaşanan doğal afetler yalnızca tarladaki mahsulü yok etmiyor. Üreticinin gelirini azaltıyor, tüketicinin mutfak masrafını artırıyor, enflasyonu yükseltiyor ve ülke ekonomisini olumsuz etkiliyor. Bugün çiftçiyi korumak için atılacak her adım, aslında yarın sofralarımızdaki gıda güvenliğini korumak anlamına geliyor. Çünkü güçlü bir tarım sektörü, güçlü bir ekonomi ve sağlıklı bir toplumun en önemli temel taşlarından biridir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com