“Geride Bırakmak” Artık Ferahlatmıyor
2025 geride kaldı. Ancak son yıllarda “geride bırakmak” kelimesi pek de ferahlatıcı bir anlam taşımıyor. Her geçen yıl bir öncekini arar hale geldik. 2025 yılı da bu hissin en yoğun yaşandığı yıllardan biri oldu.
Zamlarla Başlayan Bir Yıl
Yılın daha ilk günlerinde peş peşe gelen zamlar, ekonomideki baskıyı hepimize hissettirdi. Köprü ve otoyol geçişleri, akaryakıt fiyatları, vergiler… 1 Ocak 2025’te 45 lira olan mazotun, 2026’ya girerken 55 liraya dayanması aslında yaşananların kısa bir özeti gibiydi. Bu tablo, en çok da üretimle ayakta kalmaya çalışan kesimleri etkiledi.
Tarım İçin Zor Bir Yıl
2025 yılı tarım açısından kolay bir yıl olmadı. Şap hastalığı, zirai don, artan girdi maliyetleri ve birçok üründe yaşanan rekolte kaybı, sektörün omuzlarına ağır bir yük bindirdi. Bu gelişmeler tarımsal üretimi olduğu kadar ekonomik büyümeyi de doğrudan etkiledi.
Ekonomi Büyüdü, Tarım Küçüldü
Türkiye ekonomisi 2025’in üçüncü çeyreğinde yüzde 3,7 büyüdü. Bu rakam ilk bakışta olumlu görünebilir. Ancak aynı dönemde tarım sektörünün performansına bakıldığında tablo değişiyor. TÜİK verilerine göre tarım sektörü üçüncü çeyrekte büyümedi; aksine yüzde 12,7 küçüldü. Yani ekonomiyi aşağı çeken tek ana sektör tarım oldu.
Milli Gelirde Tarihi Düşüş
Asıl çarpıcı veri ise gelir dağılımında karşımıza çıktı. TÜİK’in 2025 yılı verilerine göre tarım sektörü milli gelirden yalnızca yüzde 2,8 pay alabildi. Bu oran, tarımın bugüne kadar aldığı en düşük pay olarak kayıtlara geçti. Bir zamanlar ekonominin temel direklerinden biri olan tarımın geldiği nokta, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir tabloyu işaret ediyor.
Yıllar İçinde Eriyen Pay
Oysa çok da uzun zaman önce değil; 2000’li yılların başında tarımın milli gelir içindeki payı yüzde 10’lar seviyesindeydi. Yıllar içinde bu oran düzenli olarak geriledi. Sanayi ve hizmetler büyürken tarım aynı hızda dönüşemedi. Verimlilik sorunları, küçük ve parçalı işletme yapısı, artan girdi maliyetleri ve ürünün değerinde satılamaması bu düşüşün temel nedenleri arasında yer aldı.
“Emeğimiz Pazarda Değer Bulmuyor”
Rakamların ötesine geçtiğimizde, sahadaki tablo daha da netleşiyor. Sakarya Ovası’nda yıllardır üretim yapan bir çiftçinin söylediği “Emeğimiz pazarda değer bulmuyor” cümlesi, tarımın yaşadığı krizi tek başına özetliyor. Tarlada maliyeti 5 lira olan ürünün, tüketiciye 35-40 liradan ulaşması; üreticiyle tüketici arasındaki zincirde bir şeylerin yanlış gittiğini açıkça gösteriyor.
Hayvancılıkta Sessiz Çığlık
Hayvancılık tarafında da durum farklı değil. Yem ve saman fiyatlarındaki fahiş artışa karşın hayvan fiyatlarının aynı oranda yükselmemesi, besiciyi üretimden kopma noktasına getiriyor. “İki hayvan, saman parasını bile etmiyor” diyen üreticinin sesi, aslında kırsaldaki sessiz çığlığın yansıması.
Tarım Yaşlanıyor, Gençler Uzaklaşıyor
Uzmanlar ve sektör temsilcileri de alarm veriyor. Çiftçinin yaş ortalamasının 58’e çıkması, milyonlarca kişinin tarımı bırakması, bazı ürünlerde üretimin ciddi biçimde gerilemesi tesadüf değil. Tarım kazandırmadığında, gençlerin bu alanda kalmasını beklemek gerçekçi olmuyor. Bu durum sadece çiftçiyi değil, gıda güvenliğini ve ülkenin geleceğini de ilgilendiriyor.
İklim, Teknoloji ve Kırılganlık
Öte yandan iklim değişikliği ve teknolojik dönüşüm, tarımı her zamankinden daha kırılgan ama aynı zamanda daha stratejik bir alan haline getiriyor. Rekolte kayıpları, belirsizlikler ve maliyet baskısı, geleneksel yöntemlerle ayakta kalmayı zorlaştırıyor. Tarım artık sadece üretim meselesi değil; planlama, teknoloji, veri ve katma değer meselesi haline geldi.
Potansiyel Var, Vizyon Eksik
Türkiye, sahip olduğu toprak, iklim ve üretim potansiyeline rağmen bu gücü yeterince değerlendiremiyor. Tarımda sürdürülebilir bir gelecek için güçlü bir vizyona, doğru destek mekanizmalarına ve üreticiyi merkeze alan politikalara ihtiyaç var. Aksi halde tarımın milli gelirdeki payının daha da düşmesi kaçınılmaz görünüyor.
Bir İstatistikten Daha Fazlası
2025’te tarımın milli gelirden aldığı payın yüzde 2,8’e gerilemesi, sadece bir istatistik değil; kırsalda derinleşen yoksulluğun, üretimden kopuşun ve artan gıda risklerinin adeta habercisi.
2026 İçin Bir Temenni
Dileğim, 2026 yılının tarımda sorunları değil çözümleri konuştuğumuz, üreticinin yeniden umutla toprağa baktığı bir yıl olması. Çünkü tarım güçlenmeden, ekonominin de toplumun da güçlenmesi mümkün değil.