TARIM ÜRÜNLERİ İHRACATINDA DÜNYADA 14. SIRADAYIZ

Dünyanın en fazla gıda ihraç eden 14. ülkesi olan Türkiye, tarımdaki gücünü kanıtlıyor. Toprağına sahip çıkan ve veriyi kullanan milletler geleceğini korur.


Dünyada nüfus hızla artıyor. Bir yandan iklim değişikliği, diğer yandan kuraklık, savaşlar ve ekonomik krizler tarımın önemini her geçen gün daha da artırıyor. Artık sadece sanayi veya teknoloji değil, tarım da ülkelerin gücünü belirleyen en önemli alanlardan biri haline geldi. Çünkü gıda üreten, aynı zamanda geleceğini de güvence altına alıyor.
İşte bu nedenle dünyanın en büyük gıda ihracatçılarının açıklandığı liste büyük ilgi gördü. Listeye göre Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya ve Kanada ilk sıralarda yer alırken, Türkiye de dünyanın en önemli tarım ülkeleri arasında kendine güçlü bir yer buldu. Açıklanan verilere göre Türkiye, dünyanın en fazla gıda ihraç eden 14. ülkesi oldu.
Bu sonuç aslında tesadüf değil.
Türkiye, dört mevsimin aynı anda yaşanabildiği ender ülkelerden biri. Karadeniz'in yağışlı ikliminden Akdeniz'in sıcak havasına, İç Anadolu'nun tahıl ovalarından Ege'nin zeytinliklerine kadar çok farklı üretim alanlarına sahibiz. Aynı yıl içerisinde yüzlerce farklı tarım ürünü yetiştirilebiliyor.
Bu zenginlik, Türkiye'yi yalnızca kendi halkını besleyen bir ülke olmaktan çıkarıp dünyanın birçok ülkesine gıda gönderen önemli bir üretici haline getiriyor.
Bugün Avrupa'da sofraya gelen birçok sebze ve meyvenin arkasında Türk çiftçisinin emeği bulunuyor. Fındıkta dünya lideriyiz. Kuru kayısı, incir, kiraz, üzüm, zeytin ve birçok üründe dünyanın önde gelen üreticileri arasında yer alıyoruz. Un, makarna ve unlu mamuller ihracatında da Türkiye uzun yıllardır güçlü bir konumunu koruyor.
Ancak bu başarıya rağmen madalyonun öbür yüzünü de görmek gerekiyor.
Son yıllarda çiftçinin en büyük sorunu artan maliyetler oldu. Gübre fiyatları, mazot giderleri, elektrik ücretleri, sulama maliyetleri ve işçilik harcamaları her geçen yıl yükseliyor. Üretici kazanamadığında ise üretimden uzaklaşıyor.
Bugün birçok köyde gençler artık tarımla uğraşmak istemiyor. Çünkü emeğinin karşılığını alamayacağını düşünüyor. Oysa tarım sadece ekonomik bir faaliyet değildir. Aynı zamanda milli güvenlik meselesidir.
Pandemi döneminde bunu bütün dünya gördü.
Sınırlar kapandığında, ülkeler önce kendi vatandaşını doyurmayı düşündü. Gıda ihracatına sınırlamalar getirildi. Raflarda boşluklar oluştu. O gün herkes anladı ki petrol kadar önemli olan başka bir şey varsa o da gıdadır.
Türkiye bu süreçte üretim gücü sayesinde birçok ülkeye ürün göndermeye devam etti. Bu da tarım sektörünün ne kadar stratejik olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Elbette yalnızca üretmek yetmiyor.
Üretilen ürünün katma değerini artırmak gerekiyor. Domatesi sadece taze olarak satmak yerine salça yapmak, üzümü yalnızca yaş meyve olarak değil paketlenmiş ürün haline getirmek, zeytini markalı şekilde ihraç etmek ülkeye çok daha fazla gelir kazandırıyor.
Bir başka önemli konu ise su.
Uzmanlar geleceğin en büyük sorunlarından birinin su sıkıntısı olacağını söylüyor. Tarımda vahşi sulama yerine modern sulama sistemlerine geçmek artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldi. Bir damla suyun bile boşa gitmediği üretim modeli kurulmadan sürdürülebilir tarımdan söz etmek mümkün değil.
Tarımda teknoloji kullanımı da hızla yaygınlaşıyor.
Artık tarlalar dronlarla takip ediliyor, sensörlerle toprağın nemi ölçülüyor, yapay zekâ sayesinde hastalıklar erken tespit ediliyor. Dünyayla rekabet edebilmek için Türk tarımının da bu dönüşümü hızlandırması gerekiyor.
Öte yandan ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi de büyük önem taşıyor. Bugün Avrupa en önemli müşterimiz olsa da Asya, Afrika ve Körfez ülkelerinde Türk gıda ürünlerine yönelik talep giderek artıyor. Bu fırsatların iyi değerlendirilmesi gerekiyor.
Çiftçiye verilen desteklerin planlı olması, üretimin önceden belirlenmesi, sözleşmeli tarımın yaygınlaştırılması ve gençlerin yeniden köylere dönmesini sağlayacak politikalar geliştirilmesi de büyük önem taşıyor.
Çünkü güçlü tarım yalnızca çiftçiyi değil; sanayiciyi, ihracatçıyı, nakliyeciyi, pazarcıyı ve tüketiciyi de doğrudan etkiliyor.
Bugün dünyanın en fazla gıda ihraç eden 30 ülkesi arasına girmek elbette gurur verici bir başarıdır. Türkiye'nin 14. sırada bulunması, sahip olduğu tarım potansiyelinin somut bir göstergesidir. Ancak asıl hedef bu başarıyı korumak ve daha üst sıralara çıkmaktır.
Unutulmamalıdır ki toprağına sahip çıkan milletler geleceğine de sahip çıkar. Tarım güçlü olursa ekonomi güçlü olur. Çiftçi kazanırsa şehir de kazanır. Sofralar bereketlenir, ihracat artar ve ülke kalkınır.
Kısacası, dünyayı doyuran ülkeler arasında yer almak sadece bir sıralama değildir; üretimin, emeğin ve alın terinin dünya çapında takdir edildiğinin en güzel göstergesidir. Türkiye'nin sahip olduğu bereketli topraklar doğru planlama, güçlü destekler ve modern tarım uygulamalarıyla çok daha büyük başarılara ulaşabilecek potansiyele sahiptir.
Kaynak: Euronews
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com