TARLADAN SOFRAYA UZAYAN YOL

Tarlada ucuza satan çiftçi de markette pahalıya alan vatandaş da şaşkın. Aradaki uzayan zincir ve aracılar maliyeti katlayıp iki tarafı da mağdur ediyor.


Sabah erkenden pazara giden bir vatandaş domatesin kilosuna bakıyor, fiyatı görünce şaşırıyor. Aynı anda ülkenin başka bir yerinde bir çiftçi de tarlasında yetiştirdiği domatesi sattığı fiyatı düşünüyor ve o da şaşırıyor. Çünkü üretici “Ben bunu çok daha düşük fiyata sattım” diyor, tüketici ise “Ben bunu neden bu kadar pahalı alıyorum?” diye soruyor. İşte tam bu iki soru arasında, tarımın en önemli sorunlarından biri yatıyor: Üretici ile tüketici arasındaki zincirin uzunluğu.
Tarımda ürün, tarladan çıkıp sofraya gelene kadar çoğu zaman uzun bir yolculuk yapıyor. Bu yolculuk bazen bir şehirden başka bir şehre, bazen bir depodan başka bir depoya, bazen de bir aracının elinden başka bir aracının eline geçerek devam ediyor. Sonuçta ortaya hem üreticiyi hem de tüketiciyi memnun etmeyen bir tablo çıkıyor.
Çiftçi sabahın erken saatlerinde tarlaya gidiyor. Yağmurla, sıcakla, donla, kuraklıkla mücadele ediyor. Mazot fiyatı, gübre maliyeti, ilaç gideri, işçi parası derken üretim zaten başlı başına büyük bir yük hâline geliyor. Aylarca emek veriyor. Hasat zamanı geldiğinde ürününü satıyor. Ancak çoğu zaman beklediği kazancı elde edemiyor.
Diğer tarafta tüketici pazara ya da markete gidiyor. Aynı ürünün yüksek fiyatıyla karşılaşıyor. İşte burada herkesin aklına aynı soru geliyor:
“Çiftçi düşük fiyata satıyorsa tüketici neden pahalıya alıyor?”
Bu sorunun cevabı çoğu zaman üretici ile tüketici arasındaki uzun zincirde saklı.
Bir ürün bazen çiftçiden çıktıktan sonra önce toplayıcıya gidiyor. Sonra komisyoncuya geçiyor. Daha sonra hal sistemine giriyor. Ardından toptancıya ulaşıyor. Sonrasında dağıtıcıya aktarılıyor. En sonunda markete veya pazara geliyor. Her aşamada taşıma masrafı, depolama gideri, işçilik, fire kaybı ve ticari kâr ekleniyor.
Küçük küçük eklenen rakamlar yolun sonunda büyük farklar oluşturuyor.
Örneğin üretici tarlada bir kilogram sebzeyi 10 liraya satıyor olabilir. Ancak taşıma gideri, komisyon, depolama, işletme maliyetleri ve diğer ek yükler sonrası aynı ürün tüketiciye 25–30 lira olarak ulaşabiliyor.
Burada mesele yalnızca “aracılar var” meselesi değildir. Çünkü aracılar da ekonominin doğal parçalarıdır. Sorun, zincirin gereğinden fazla uzaması ve sistemin verimsiz hâle gelmesidir.
Aslında aracılar doğru çalıştığında faydalı da olabilir. Çünkü ürünün taşınması, saklanması ve tüketiciye ulaştırılması gerekir. Çiftçinin her şehirde kendi tezgâhını kurması mümkün değildir. Ancak aradaki yapı büyüyüp karmaşıklaştığında sistem ağırlaşmaya başlıyor.
Bu durumun yükünü ise iki taraf taşıyor.
Üretici düşük kazançla üretime devam etmeye çalışıyor.
Tüketici yüksek fiyatlarla mücadele ediyor.
Kazanan ise bazen üretmeden, emek harcamadan zincirin ortasında bulunan kesimler olabiliyor.
Bir başka sorun da plansızlık meselesidir. Çiftçi çoğu zaman ne kadar üretmesi gerektiğini tam olarak öngöremiyor. Bir yıl bir ürün çok para kazandırıyor diye herkes aynı ürüne yöneliyor. Ertesi yıl piyasada ürün fazlalığı oluşuyor ve fiyat düşüyor. Sonra üretici zarar ediyor. Bir sonraki yıl ise üretim azalıyor ve bu kez fiyatlar yükseliyor.
Bu dengesizlik zincirin daha da karmaşık hale gelmesine neden oluyor.
Üstelik bazı ürünler depolarda uzun süre bekleyebiliyor. Bazıları ise bekleyemiyor. Özellikle sebze ve meyve gibi ürünlerde zaman çok önemli. Çünkü ürün bekledikçe bozulma riski artıyor. Bu da fire oranını yükseltiyor.
Örneğin bir kamyon meyve yola çıkıyor. Taşıma sırasında bir kısmı zarar görüyor. Bir kısmı depoda beklerken bozuluyor. Geriye kalan sağlam ürünün maliyetine, kaybedilen ürünlerin zararı da ekleniyor.
Sonunda yine fiyat yükseliyor.
Bugün dünyada birçok ülke tarımda daha kısa zincir modelleri üzerinde çalışıyor. Üretici kooperatifleri, doğrudan satış sistemleri, dijital tarım pazarları ve üreticiden tüketiciye ulaşan yeni yöntemler geliştiriliyor.
Çünkü mesele yalnızca fiyat meselesi değildir.
Bu aynı zamanda güven meselesidir.
Vatandaş satın aldığı ürünün kaliteli ve uygun fiyatlı olmasını ister. Çiftçi de emeğinin karşılığını almak ister.
İki tarafın da ortak beklentisi aslında çok basittir:
Adil bir sistem.
Tarlada çalışan çiftçi de kazansın, alışveriş yapan vatandaş da rahat etsin.
Tarım yalnızca toprağa tohum atmak değildir. Tarım aynı zamanda üreticiden tüketiciye uzanan büyük bir organizasyondur. Eğer bu organizasyonda gereksiz halkalar çoğalırsa yük ağırlaşır.
Bugün pazarda yüksek fiyatlardan şikâyet eden vatandaş ile tarlada düşük kazançtan yakınan çiftçi aslında aynı sorunun farklı taraflarında duruyor.
Belki de sorulması gereken soru şudur:
Sorun gerçekten tarlada mı başlıyor, yoksa tarladan sofraya uzanan uzun yolun içinde mi büyüyor?
Bu sorunun cevabı bulunduğunda hem üreticinin yüzü gülecek hem de tüketicinin cebi biraz daha rahat nefes alacaktır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com