Vahşi sulama sadece suyu değil, toprağın verimini ve geleceğimizi de tüketiyor. Suyu doğru kullanmak gıda güvenliği ve ekonomi için zorunluluktur.
Tarım denince akla ilk gelen şeylerden biri sudur. Çünkü su yoksa üretim olmaz, ürün yetişmez, toprak bereketini gösteremez. Ancak suyu doğru kullanmak da en az suyun kendisi kadar önemlidir. Türkiye gibi tarımın önemli olduğu ülkelerde yıllardır konuşulan ama tam olarak çözülemeyen sorunlardan biri de “vahşi sulama” olarak adlandırılan yöntemdir.
Vahşi sulama denildiğinde birçok kişinin aklına “çok su vermek daha çok ürün almak demektir” düşüncesi gelir. Oysa işin gerçeği bunun tam tersidir. Fazla su her zaman fazla verim getirmez. Bazen toprağın yapısını bozar, ürünün kalitesini düşürür ve gelecekteki üretimi de tehlikeye atar.
Köylerde ve tarım bölgelerinde uzun yıllardır uygulanan yöntemlerden biri salma sulamadır. Çiftçi suyu tarlaya bırakır ve su geniş alanlara yayılır. İlk bakışta bu yöntem kolay görünür. Boru, teknoloji veya ek yatırım gerektirmez. Ancak görünen kolaylığın arkasında büyük bir israf vardır.
Düşünün ki bir kovayı doldurmak için musluğu açıyorsunuz ama suyun yarısı yere akıyor. Vahşi sulama da buna benziyor. Tarlaya verilen suyun önemli bir kısmı bitkinin köküne ulaşmadan kayboluyor. Bir bölümü buharlaşıyor, bir bölümü gereksiz yere toprağın derinlerine gidiyor, bir bölümü ise akıp giderek başka alanlara zarar veriyor.
Bugün birçok bölgede çiftçiler kuraklıktan şikâyet ediyor. Baraj seviyeleri düşüyor, yeraltı suları azalıyor. Özellikle bazı tarım bölgelerinde yıllardır bilinçsiz su kullanımı nedeniyle yeraltındaki su kaynakları hızla çekiliyor. Eskiden 30–40 metrede bulunan suya bugün 150–200 metrelerden ulaşılmaya çalışılıyor. Bu durum hem maliyeti artırıyor hem de doğal dengeyi bozuyor.
İşin ekonomik tarafı da oldukça önemli. Su ücretsiz gibi görünse de aslında ciddi bir maliyeti vardır. Su tarlaya ulaşıncaya kadar pompalar çalışıyor, enerji harcanıyor, altyapılar kuruluyor. Gereksiz kullanılan her damla su, aslında boşa harcanan para anlamına geliyor.
Vahşi sulamanın bir başka zararı da toprağın yapısını bozmasıdır. Toprak sürekli fazla suya maruz kaldığında hava alma özelliğini kaybedebiliyor. Bitkinin kökleri yeterince oksijen alamıyor. Bu durum ürün gelişimini olumsuz etkileyebiliyor.
Bazı bölgelerde ise daha büyük bir tehlike ortaya çıkıyor: tuzlanma sorunu. Fazla su, toprağın alt katmanlarındaki tuzun yüzeye çıkmasına neden olabiliyor. İlk yıllarda çiftçi bunu fark etmeyebilir. Ancak zamanla toprağın verimi düşmeye başlıyor. Bir süre sonra o toprakta üretim yapmak giderek zorlaşıyor.
Aslında birçok çiftçi kötü niyetle hareket etmiyor. Yıllarca gördüğü yöntemi uyguluyor. Dededen, babadan kalan alışkanlıklar devam ediyor. Çünkü uzun yıllar boyunca “çok su çok ürün getirir” anlayışı yaygın oldu. Fakat günümüzde tarımın şartları değişti. İklim değişikliği, kuraklık ve nüfus artışı eski yöntemlerle devam etmeyi zorlaştırıyor.
Artık modern sulama sistemleri giderek daha fazla önem kazanıyor. Damla sulama ve yağmurlama sistemleri suyun kontrollü şekilde kullanılmasını sağlıyor. Bitki ihtiyacı kadar su alıyor. Böylece hem su tasarrufu sağlanıyor hem de verim artabiliyor.
Örneğin damla sulama sisteminde su doğrudan bitkinin kök bölgesine veriliyor. Bu yöntemde su kaybı önemli ölçüde azalıyor. Ayrıca gübre de daha kontrollü kullanılabiliyor. Çiftçi hem sudan hem gübreden tasarruf edebiliyor.
Elbette burada bir başka gerçek de var. Modern sistemlerin kurulması belirli bir maliyet gerektiriyor. Küçük üreticiler bazen bu yatırımı yapmakta zorlanabiliyor. Bu nedenle devlet destekleri, kredi imkanları ve eğitim programları büyük önem taşıyor.
Uzmanlar yıllardır aynı noktaya dikkat çekiyor: Gelecekte savaşların nedeni petrol değil, su olabilir. Bu söz ilk duyulduğunda abartılı gelebilir. Ancak dünyada birçok ülke su kaynakları konusunda ciddi sorunlar yaşamaya başladı. Su artık sınırsız bir kaynak olarak görülmüyor.
Tarım sektörünün de bu gerçeği dikkate alması gerekiyor. Çünkü suyu kaybetmek, yalnızca tarımı değil, gıda güvenliğini de tehlikeye sokabilir. Bugün tarlada boşa akan su, yarın sofradaki ekmeğin maliyetini artırabilir.
Sonuç olarak vahşi sulama sadece bir tarım yöntemi sorunu değildir. Bu aynı zamanda ekonomik, çevresel ve toplumsal bir meseledir. Suya sahip olmak kadar onu doğru kullanmak da önemlidir. Çünkü suyu korumak, yalnızca bugünün değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın da geleceğini korumaktır.
Topraktan alınan her ürünün arkasında emek vardır. O emeğin en büyük ortağı ise sudur. Eğer suyu hoyratça kullanırsak, bir gün toprak bize sessizce şu soruyu sorabilir: “Ben size yıllarca bereket verdim, peki siz bana ne bıraktınız?”
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]