Altın fiyatları düşerken vatandaş alıma koştu, ancak tezgâhlarda ürün bulunamadı. Kuyumcular “altın yok” derken Darphane üretimin sürdüğünü açıkladı, piyasada kafa karışıklığı büyüdü.

Savaş rüzgarları esmeye başladığında insanlık, tarih boyunca hep aynı reflekse sarılır; en eski, en bilindik güvenli limana, yani altına... Son günlerde küresel piyasalar savaş tedirginliğiyle sarsılırken, sokaklarda ilginç bir manzara var. Kuyumcuların önünde uzayıp giden o sessiz ve telaşlı kuyruklar. Sanki pide kuyruğu; sonu görünmüyor. Genel beklenti kriz anında altının fırlamasıdır. Ancak piyasalarda, savaşın ilk şok dalgasıyla gelen nakde dönme telaşı ve panik satışlarıyla fiyatlarda sert geri çekilmeler oldu. Televizyon kanallarında, sosyal medyada “Altın neden düştü, düşmeye devam edecek mi? Çıkacak mı? Alım fırsatı mı?” sorularıyla tartışmalar yapılırken, vatandaş altındaki sert düşüşü fırsata çevirmek için çoktan kuyumcuların kapısındaydı. Amaç, eldeki tasarrufu enflasyonun yıkıcı etkisinden kurtarmak… Telefon ekranındaki sanal rakamlara ya da gece yarısı bankaların acımasızca açtığı o devasa makaslara güvenmediler. Beyaz yakalı telefonda makas hesabı yaparken, Ayşe Teyze, Ahmet Amca altınını cebine koydu bile. Onlar için altın yatırımı yastıklarının altında, avuçlarının içinde hissedebildikleri o sarı metal… Fakat piyasaların böyle dalgalandığı dönemlerde yastık altına altın atmak da herkesin harcı değil. Tam “sıra geldi” derken, vitrinin arkasından duyulan "Altın kalmadı" cevabı büyük hayal kırıklığı oldu. Bir anda piyasada çeyrek ve gram altın bulmak zorlaştı, kuyumcular talebe yetişilemediğini ifade etti. Ancak tam bu fiziki altına ulaşamama telaşı sürerken Darphane cephesinden resmi bir açıklama geldi. Kurum, altın üretiminde hiçbir sıkıntı yaşanmadığını ve piyasanın talebini karşılayacak arzın kesintisiz sürdüğünü duyurdu. Ortada net bir bilgi karmaşası var: Bir yanda talebe yanıt veremediğini belirten kuyumcu tezgahları, diğer yanda "üretim tam kapasite devam ediyor" diyen resmi makamlar. Yani altın var mı, yok mu? Vatandaşa göre; kuyumcular altının yükseleceğini bildiği için düşük fiyattan satmak istemiyor. İşin içinde fırsatçılık var. Kuyumcular ise, talebin yoğunluğuna işaret ediyor; inanmayanlar için de “vallahi billahi altın yok” diye duvarına yazı asıyor. Bu arz ve talep çelişkisi içinde olan ise yine o kuyrukta saatlerce bekleyen, dijital sistemin görünmez risklerinden kaçıp somut bir güvence arayan vatandaşa oluyor. Kuyumcu önündeki o bekleyiş, aslında belirsizleşen bir dünyada, elle tutulur bir güvenliğe duyulan derin ihtiyacın en net fotoğrafı… Bakalım; zaman, altın fiyatı düştüğünde kuyumcu önünde uzun kuyruklara giren vatandaşı haklı çıkaracak mı? Bu noktada uzun vadede altının yine rekorlara koşması bekleniyor.