Yurt dışı alışverişten sonra şimdi de tatil platformlarına erişim engeli gündemde. Uzmanlara göre yasaklar yerliyi korumuyor, tüketicinin seçme özgürlüğünü daraltıyor.
ALIŞVERİŞTEN SONRA SIRA TATİLDE: TÜKETİCİNİN ETRAFINDAKİ ÇEMBER DARALIYOR
Son dönemde Türkiye’de ekonomi yönetimi ve meslek birliklerinin aldığı kararlar, tek bir ortak noktada buluşuyor: Vatandaşın dünyayla olan dijital bağını zayıflatmak. Önce yurt dışı alışveriş sitelerine getirilen vergiler ve düşürülen limitlerle bireysel ithalatın önü kesildi. Şimdi ise TÜRSAB’ın girişimiyle, dünyanın en büyük 10 seyahat platformuna erişim engeli getirilmesi gündemde. Üstelik bu ilk değil, TÜRSAB daha önce de yine Türkiye’de çok rağbet gören bir yabancı seyahat platformunu yasaklatmıştı. Bu yetmemiş olacak ki, dahasını da istiyor.
TÜRSAB’ın gerekçesinde “vergi ödemiyorlar, ofisleri yok, haksız rekabet yaratıyorlar.” diyor. Bu argüman, yerli seyahat acenteleri açısından bakıldığında haklılık payı taşıyor olabilir. Ancak madalyonun diğer yüzünde tüketici gerçeği duruyor. Tıpkı yurt dışı alışveriş sitelerinde olduğu gibi, kullanıcılar bu platformları hem daha ucuz" olduğu için hem de çeşitlilik için tercih ediyor. Bir sektörü korumak adına atılan her yasak adımı, tüketicinin elindeki bu alternatifleri yok ediyor. Yurt dışı alışveriş sitelerinde zorlaştırılan süreçler, vatandaşı içerideki daha yüksek fiyatlara mahkum etti. Şimdi benzer bir senaryo turizmde yazılıyor.
Burada asıl sorulması gereken soru şu: Yerli acenteyi korumak için vatandaşın en uygun fiyatlı tatili bulma hakkı elinden mi alınmalı? Haksız rekabetle mücadele etmenin yolu "erişim engeli" mi olmalı, yoksa yerli oyuncuyu dijital dünyada devlerle yarışacak seviyeye taşımak mı? Yani Türk tüketici neden yerli değil de, yabancı siteleri tercih ediyor? Sektör, bunu sorgulamak ve çözüm üretmek yerine kolaya kaçmayı tercih ediyor. Tüketici, global bir platformda bulduğu uygun fiyatlı ve kendi standartlarına göre daha kaliteli gördüğü ürünleri tercih ediyorsa; bu yerli platformlar için bir "yasaklama sebebi" değil, bir "özeleştiri konusu" olmalıdır. Yasaklar, yerli markalarımızı kaliteli hizmet yarışına sokmaz; aksine onları rekabetin olmadığı bir ortamda hantallaştırır.
TÜRSAB’ın açtığı dava veya gümrükteki kararlar... Adı ne olursa olsun, bu kararların nihai sonucu tüketicinin mağduriyetidir. Zaten alım gücüyle birlikte hayat standartları da düşen vatandaş, hem alışverişinde hem de tatil planında daha fazla ödemeye, daha az seçenekle yetinmeye zorlanıyor.
Bir sektörü ihya ederken, o sektörün asıl varlık sebebi olan tüketiciyi "mağdur" etmek, uzun vadede o sektöre de ekonomiye de hayır getirmez. Dünyanın geri kalanı tek tıkla küresel pazarlara ulaşırken, bizde ekranların "Erişim Engellendi" yazısıyla kararması, sadece bir web sitesinin değil, bir özgürlüğün kısıtlanmasıdır. Zaten bunu otelciler de gördü. Türkiye Otelciler Birliği, bu konuda TÜRSAB’ı desteklemiyor. Tam tersi erişim yasağının turizm sektörüne zarar vereceğini, yasak yerine bu platformların burada ofis açmaya teşvik edilmesini savunuyor.
Dijitalleşen dünyada tüketicinin en büyük gücü "seçme özgürlüğü"dür. Ancak son dönemdeki hamleler, Türk tüketicisinin etrafına görünmez dijital duvarlar örüyor. Alışverişte "sadece bizim belirlediğimiz sitelerden alabilirsin", tatilde "sadece bizim onayladığımız yerden rezervasyon yapabilirsin" yaklaşımının devamı gelir mi? Şimdi vatandaşın aklında bu soru var. Dilerim; TÜRSAB’ın talebi yargıdan döner de, bu endişeler bir nebze olsun son bulur.