Yapay zekanın enerji maliyeti tartışmaları, insan hayatının bir elektrik hesabına indirgenmesini gündeme getirdi; peki insan gerçekten kaç kilowatt eder?

TEKNOLOJİ DEVİNİN ÜRKÜTÜCÜ TERAZİSİ: KAÇ KİLOWATT EDERSİNİZ?

Geçenlerde şu meşhur yapay zeka devlerinden OpenAI’ın patronu Sam Altman bir açıklama yaptı; sosyal medyada büyük tepki aldı. Aslında her şey, yapay zekanın harcadığı enerji maliyeti eleştirileriyle başladı. Altman, yapay zekanın yüksek su tükettiği ve tek bir sorgunun 64 litre su harcadığı iddialarını yalanladı ve dedi ki: "Yapay zekayı eğitmek için çok enerji harcıyoruz diye kızıyorsunuz ama bir insanı yetiştirmek de bedava değil! Bir çocuğu 20 yıl beslemek, okutmak, adam etmek de dünya kadar enerji maliyeti."

Şu bakış açısına bakar mısınız? İnsan hayatını, veri merkezindeki bir faturayla, bir elektrik birimiyle bir tutuyor. Yani diyor ki; "Benim makinem sizden daha ucuza çalışıyor." Bizler, “yapay zeka hangi meslekleri yok edecek” diye tartışırken; bu teknoloji devleri, bırakın meslekleri, gözünü insanlığı yok etmeye dikmiş bile…

Bu durum bana hemen şu meşhur Pluribus dizisini hatırlattı. İzleyenler, ne demek istediğimi anlamıştır zaten. İzlemeyenler için şöyle açıklayabilirim. Dizide bir virüs yayılıyor ve insanlık bir anda makineleşiyor. Tıpkı Elon Musk’ın daha önce söylediği gibi bolluk içinde bir dünya oluyor fakat insanlar, ruhunu kaybediyor ve sistemin bir dişlisi haline geliyor. İşte Sam Altman’ın kurduğu denklem de tam olarak bu. Bizi ruhu olan, canı yanan, hata yapan, seven bir "insan" olarak değil de; sistem tıkır tıkır işlesin diye kullanılan birer "yedek parça" gibi görüyor. Yapılan maliyet hesabından ortaya çıkan tablo bu.

Şimdi diyebilirsiniz ki; "Devir değişti, teknolojiye küsecek miyiz?" Elbette, küsmeyeceğiz. Akıntıya karşı kürek çekilmez, biliyorum. Bugün "Ben teknolojiye bulaşmam" dersen; ne sesini duyurabilirsin, ne iş hayatında var olabilirsin ne de sosyal hayatta… Bu, böyle bir devirde gazeteci olarak “daktiloyla yazmaya devam edeceğim” diye inat etmem gibi bir şey olur.

Ama mesele şu: Akıntıya kapılmak başka, o akıntıda boğulup ruhunu teslim etmek başka. Bir örnek verelim. Yapay zeka benden daha hızlı haber yazar mı? Yazar. Benden az elektrik yakar mı? Yakar. Baktığınızda benden daha verimli gibi görünüyor ama gazetecilik sadece verilerden ibaret değil, gazeteci kamu vicdanının sesidir ve halka karşı sorumlu olmalıdır. İşte bu önemli noktada ayrılıyoruz.

Yani "insanlığın sonu" dedikleri şey, robotların dünyayı ele geçirmesi falan değil. İnsanın, kendi değerini unutup kendini bir "makine parçası" sanmaya başladığı gündür. Çünkü dünya, sadece elektrik faturaları ödensin diye dönmüyor. Dünya; birinin derdiyle dertlenen, bir habere yüreği sızlayan, "ben buradayım" diyen gerçek insanlar olduğu sürece anlamlı. Biz makine değiliz, biz insanız. Ve bu, dünyadaki en pahalı ama en kıymetli şeydir.