EKONOMİDE 2025 MUHASEBESİ VE SAVAŞ RİSKLERİ
Dünya, ABD ile İsrail’in İran’a saldırılarıyla başlayan savaşa kilitlenmişken, bugün Türkiye ekonomisi için kritik öneme sahip büyüme oranı açıklandı. Şimdi, elimizde iki farklı veri var. Bir yanda TÜİK’in açıkladığı 2025 büyüme rakamları, diğer yanda İTO’nun İstanbul için paylaştığı taze enflasyon verileri. (Muhtemelen siz bu yazıyı okurken TÜİK de enflasyon verilerini paylaşmış olacak) Ancak bu rakamları okurken, haritayı biraz sağa kaydırıp Ortadoğu’daki o tehlikeli tırmanışa, İran savaşına bakmadan resmi tam göremeyiz.
Önce iyi haberi veriyorum: Türkiye ekonomisi 2025’te %3,6 büyüyerek "durmuyorum" dedi. Kişi başı gelir 18 bin doları aştı. Ancak bu büyümenin %10,8 ile inşaat sektöründen gelmesi, akıllara şu soruyu getiriyor: "Betonla gelen büyüme, ne kadar kalıcı olur?"
Teknoloji tarafındaki %8’lik artış modern dünyaya ayak uydurduğumuzu gösterse de, asıl motorumuz olan sanayi üretiminin %2,9 ile ortalamanın altında kalması, üretim bandının yorulmaya başladığını işaret ediyor.
Gelelim sokağın, yani hepimizin asıl gündemine… İTO verileri diyor ki; İstanbul’da şubat ayında gıda enflasyonu %6,87 arttı. Genel aylık enflasyon %3,85 düzeyinde gerçekleşirken, gıdanın bu kadar önden gitmesi, dar gelirlinin bütçesindeki aslan payının iyice küçüldüğünü gösteriyor. Bu pahalılığın kökünde ise yine büyüme rakamları saklı. Çünkü, tarım sektörü %8,8 daralmış durumda… Yani tarlada üretim azaldıkça, biz şehirde sofrayı kurarken daha çok zorlanıyoruz.
Tüm bu yerel verilerin üzerine bir de dışarıdaki o devasa risk biniyor: ABD ve İran arasındaki gerilim. Brent petrol 80 dolara yaklaştı bile… Bizim gibi enerji ithalatçısı bir ülke için petrolün varil fiyatındaki her bir dolarlık artış, ulaştırma kalemine ek zam, sanayiciye ek maliyet ve dolayısıyla enflasyonla mücadeleye direnç demek. Geçen hafta savaş riski endişesiyle brent petrolün 70 doları görmesiyle bizde de akaryakıta zam gelmişti. Motorinin litresi ilk kez 60 TL’yi geçti. Çiftçinin de üretim maliyeti arttı ve bölgedeki gerginliğe bakılırsa daha da artacak gibi görünüyor.
Netice olarak ekonomimiz büyümeye devam ediyor, bu kıymetli. Ancak büyümenin meyvelerinin tüm kesimlere eşit dağılması ve özellikle tarımdaki bu kan kaybının durdurulması şart. Dışarıda ABD-İran gerilimi gibi devasa bir "enerji krizi" riski kapıda beklerken, içeride üretimi ve tarımı güçlendirmek artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Rakamlar güzel bir tablo çizse de, o tablonun içindeki tarım ve jeopolitik risk detayları, önümüzdeki dönemin en hassas sınavları olarak karşımızda duruyor.