Küçükbaş hayvancılığa yönelik yeni destek modeli; hayvan temini, bakım desteği ve faizsiz finansmanla kırsalda üretimi yeniden ayağa kaldırmayı hedefliyor.
KÜÇÜKBAŞTA BÜYÜK HAMLE
Türkiye’de hayvancılık sadece bir üretim faaliyeti değil aynı zamanda kırsalın ayakta kalma mücadelesi aslında. Göçün, maliyet baskısının ve üretimden kopuşun sıkça konuşulduğu bu dönemde, küçükbaş hayvancılığa yönelik atılan her adım yalnızca sektörü değil, doğrudan ekonomiyi de etkileyecek.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan “Kırsalda Bereket, Küçükbaşa Destek” projesi tam da bu noktada dikkat çekiyor. Proje kapsamında 3 yıllık süre zarfında 150 bin küçükbaş hayvan yetiştiricilere uygun şartlarda verilecek. Her yetiştiriciye 95 dişi ve 5 erkek olmak üzere toplam 100 küçükbaş hayvan verilmesi planlanıyor.
Asıl önemli olan ise sadece hayvan temini değil, modelin bütüncül yapısı. Aylık 15 bin lira, yıllık 180 bin lira bakım ve besleme desteğinin devlet tarafından karşılanacak olması, ilk yıllardaki en büyük gider kalemini üreticinin omzundan alıyor.
Finansman tarafında ise Ziraat Bankası aracılığıyla faizsiz kredi, 2 yıla kadar geri ödemesiz ve 7 yıla kadar vadeli seçeneklerle sunuluyor. Üstelik hayvanların bir yıllık sigorta priminin de karşılanması, risk yönetimi açısından ciddi bir güvence sağlıyor.
Hayvanların Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) çiftliklerinden, üstün genetik özelliklere sahip ve bölgelere uygun ırklardan seçilecek olması da verimlilik açısından kritik öne sahip. Çünkü küçükbaşta kârlılık; doğurganlık oranı, kuzu kaybı, yem dönüşüm oranı ve adaptasyon kabiliyeti gibi teknik unsurlarla doğrudan bağlantılı. Bu açıdan bakıldığında proje, nicelikten çok nitelik odaklı bir planlama içeriyor.
Bu adımın piyasaya etkisi ise uzun vadede mutlaka hissedilecektir. Tüik’in açıkladığı son verilere baktığımızda ülkemizdeki küçükbaş varlığı 58 milyona yaklaştı.
Küçükbaş varlığındaki artış, orta vadede et arzını güçlendirerek fiyatlardaki sert dalgalanmaların önüne geçebilir. Üreticinin maliyet yükünün hafiflemesi, piyasaya daha istikrarlı ve planlı bir arz sunulmasını sağlar. Bu da hem tüketici fiyatlarına hem de sektörün genel güven ortamına olumlu yansıyacaktır. Ayrıca yemden nakliyeye, veterinerlik hizmetlerinden perakendeye kadar uzanan geniş bir ekonomik zincirde de hareketlilik oluşturacağı kesin.
Projede ziraat mühendisi, veteriner hekim, gıda mühendisleri ile gençlere ve kadın üreticilere öncelik verilmesi ise sadece ekonomik değil, sosyal bir mesaj da taşıyor. Kendi memleketinde üretim yapabilen bir genç için şehir artık tek seçenek olmaktan çıkacak. Üretim güçlendikçe kırsal da güçlenecek.
Sonuç olarak bu proje, yalnızca hayvan dağıtımı değil; üretime yeniden yön verme hamlesi olarak da değerlendirilebilir. Doğru uygulama ve sürdürülebilir desteklerle birlikte küçükbaşta atılan bu adım, hem sektörde güveni artırır hem de piyasa dengelerine kalıcı bir katkı sunabilir.
Kırsalda başlayan bereket, doğru planlamayla ülke ekonomisinin geneline yayılma potansiyeline sahip görünüyor.
Şunu unutmayalım ki kırsalda bereket gerçekten başlarsa, bunun yansıması sadece üreticiye değil soframızda da olacaktır.