Gıda güvenliği ve tarımın sürdürülebilirliği için bankacılık sektörünün betona değil toprağa odaklanarak çiftçiye düşük faizli ve hasat dönemine uygun esnek geri ödeme modelleri sunması şart.
Sabah uyandığımızda soframıza koyduğumuz sıcak ekmeğin, domatesin, peynirin kokusu bize yaşam en büyük gerçeğini hatırlatır: Toprak yoksa, hayat yoktur.
Ancak bugün tarlada, bağda, bahçede canını dişine takıp çalışan çiftçimizin hali ne yazık ki iç açıcı değil. Gübre fiyatının devam ettiği yerde, mazotun yanında yaklaşıyor, tohum ve ilaç desen ayrı bir dert... Çiftçi kaydı istiyor, ama günün sonunda cebinde kalan para, harcadığı emeğin karşılığı olmuyor. İşte tam bu sistemde serbest bankacılık sistemine bakılıyor.
Peki, sürdürülebilir çiftçinin içinde anlıyor mu? Ne yazık ki cevabımız koca bir "Hayır". Artık bu anlayışın kökten oyunu, finans dünyasının gününün beton binalardan bereketli topraklara dönüşmesi gerekiyor.
BANKALAR SADECE BETONA DEĞİL, BEREKETLİ TOPRAĞA DA BAKMALI
Yıllardır bankaların kredileri tükene akıttığını hep birlikte izliyoruz. Gökdelenler, dev alışveriş merkezleri, lüks projeler... Şehirde beton yükselirken, gezide üretim gününden güne eriyor. Oysa kriz zamanlarında, darlık zamanlarında bizi kurtaracak olan lüks binalar değil, tarladaki buğdaydır.
Bankacılık sektörünün artık şunu anlaması gerekiyor: Tarım bir heves değil, bir milli güvenlik meselesidir. Bankaların topladığı mevduatlardan ve ayırdığı kaynaklar tarım sektörüne katkı arttı. Çiftçi bankanın kapısına gittiğinde "ikinci sınıf müşteri" muamelesi görmemeli, aksine bu ülkenin temel yönü olarak karşılanmalıdır. Finans çarkları sadece sanayi ve ticaret için değil, Anadolu'nun bereketi için dönmelidir.
YÜKSEK FAİZLE TARIM YAPILMAZ: UYGUN KREDİ ŞART!
Ticari kredi faizlerinin tavan yaptığı bir çiftçiden yüksek faizle kredi çıkarma işleminin beklenmesi, adeta "sen bu işi bırakmak" demektir. Çiftçinin kâr marjı belli, riski büyüktür. Doğal afet, kuraklık, dolu, don derken bin bir emekle ekilen ürün bir gecede heba olabilir.
Hal böyleyken, tüccarın veya dev holdinglerin yararlandığı standart faiz oranlarıyla çiftçiye kredi verilemez.
• Çiftçiye sağlanan krediler düşük faizli veya devlet destekli sübvansiyonlu olmalıdır.
• Faiz miktarı çiftçinin belini bükmemeli, tam tersine üretim iştahını artırmalıdır.
• Kredi almak için istenen kefil, ipotek ve dosya masrafı çileleri son bulmalı; Bürokrasi azaltılmalıdır.
Uygun faizli kredi bir lütuf değil, tarlada üretimin devam etmesi için şart olan bir can suyudur.
MASA BAŞI TAKVİM DEĞİL, HASAT ZAMANI TAKVİMİ!
Gelelim en can alıcı meselesiyle: Geri ödeme koşulları!
Bankacılık sistemi, şehirdeki bir memurun veya esnafın gelir düzenine göre kurulmuştur. Her ayın 15'inde veya sonunda taksit ödeme mantığı vardır. İyi de yetiştiricilerim, çiftçi fabrikatör değil ki her ay düzenli maaş veya ciro alsın!
Çiftçinin geliri ne kadardır? Harman zamanı!
• Tohumu sonbaharda eker, kışın ve baharda yapar, ürünü yazın toplar ve satar.
• Para cebine yılda bir ya da iki defa, ürünün satıldığı zaman girer.
Siz katkı da ürün tarlada büyümekte olan çiftçiden "Her ay şu kadar taksit ödeyin" derseniz, o adam ne yapsın? Ya traktörünü satar ya tarlasını ipotek ettirir ya da tefecinin eline düşer.
Ödeme planları, tarladaki ürün yetişmesi ve satış yöntemine özgün olarak uyarlanmalıdır.
Buğday eken adama harman sonrasında, narenciye toplayana hasat bitiminde, hayvancılık yapana süt veya canlı hayvan satış döneminde ödeme takvimi çıkarılmalıdır. Aşırı kuraklık, sel veya don gibi felaketler meydana geldiğinde, piyasada hemen icra takibini yürütmek yerine o borçları faizsiz olarak gelecek sezonlara yaymayı ilke edinmelidir.
ÇİFTÇİ GÜLERSE, SOFRA GÜLER, TÜRKİYE GÜLER
Toprağa ekilen her tohum, sadece çiftçinin değil, 85 milyonun rızkıdır. Tarıma yeterli kaynak ayrılırsa, faizleri makul bir şekilde düşer ve ödeme vadelerini "hasat takvimine" göre ayarlarsa ne olup bittiğini biliyor musunuz?
1. Gıda fiyatları düşüyor: Çiftçi ucuz ve rahata ulaşırsa, üretim maliyeti düşüyor. Pazarda, markette pazar dosyası daha ucuza dolar.
2. Köyden şehre göç durur: Gençler doğduğu yerde doyar, bölgeyi terk etmez.
3. Dışa bağımlılığı biti: Kendi aldığımız buğdayı, samanı, eti ithal etmek zorunda kalmayız.
Özetle; Bankacılık sektörü kâr hırsını bir kenara bırakıp elini taşınacak şekilde koymalıdır. Çiftçinin nasırlı elleri desteklendikçe hem kazanır hem halk kazanır hem de memleket kazanır. Çiftçimize nefes almak, geleceğimize sahip çıkmaktır!
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]