Girdi maliyetlerindeki fahiş artışlar ve zamansız nakit akışı nedeniyle borç sarmalına giren çiftçilerin üretimi sürdürebilmesi için mazot, gübre ve finansman tarafında acil destek gerekiyor.
Türkiye’de tarım deyince akla bereketli topraklar, dört mevsim ürün, alın teri ve sofraya gelen ekmek gelir. Ama işin görünen yüzüyle tarlanın gerçeği arasında büyük fark var. Bugün çiftçi için toprağa tohum atmak kolay, o tohumu yeşertmek, büyütmek, hasada götürmek ise her geçen gün daha zor. Çünkü üreticinin önündeki en büyük engel artık sadece hava şartları değil; mazot, gübre, ilaç, yem, elektrik ve işçilik gibi temel girdilerde yaşanan fahiş artışlar. Bu durum da çiftçinin nakit akışını bozuyor, üretimi sürdürülemez hale getiriyor.
Eskiden çiftçi hasat zamanı para kazanır, o parayla borcunu öder, yeni sezon için hazırlığını yapardı. Şimdi ise tablo çok farklı. Çiftçi, daha ekim yapmadan borca giriyor. Mazot alırken, gübre çekerken, ilaç atarken, sulama yaparken cebinden para çıkıyor. Ancak ürününü satacağı zaman ya fiyat istediği gibi olmuyor ya da alacağı para masrafını ancak karşılıyor. Hatta çoğu zaman karşılamıyor bile. Yani üretici çalışıyor, yoruluyor, risk alıyor ama eline kalan para ya yok denecek kadar az oluyor ya da borcu kapatmaya yetmiyor.
En büyük sıkıntılardan biri de tarımda paranın dönüş süresinin uzun olması. Fabrikada çalışan işçi ay sonunda maaşını alır. Esnaf sattığı malın parasını kısa sürede döndürür. Ama çiftçi öyle değildir. Çiftçi bugün masraf eder, aylar sonra ürününü satar. Eğer aradaki dönemi kendi sermayesiyle çeviremiyorsa mecburen borca girer. Borçla alınan mazot, borçla alınan gübre, borçla yapılan ilaçlama bir süre sonra üreticiyi kısır döngünün içine sokar. Bir sonraki sezonun parası, daha önceki sezonun borcuna gider. Böyle olunca da çiftçinin eli kolu bağlanır.
Köydeki üretici artık “Bu işi nasıl sürdüreceğim?” diye düşünür hale geldi. Çünkü maliyetler artarken ürün fiyatları aynı hızda yükselmiyor. Bazen ürün tarlada kalıyor, bazen tüccar düşük fiyat veriyor, bazen de ürün bol olunca piyasa düşüyor. Emek var, masraf var, risk var ama garanti yok. Bu da çiftçiyi üretimden soğutuyor. Gençler zaten tarıma pek yanaşmıyor. “Bu kadar zahmete bu kadar kazanç mı?” diyorlar. Haklılar da. Bugün tarım, alın teri kadar sabır da istiyor. Ama sabır tek başına yetmiyor; dayanacak güç, sermaye ve destek de gerekiyor.
Bir başka önemli sorun da nakit akışının mevsimlik olması. Tarımda gelir yılın belirli zamanlarında gelir, ama gider yılın her ayına yayılır. Elektrik faturası her ay gelir, mazot her an gerekir, gübre zamanında atılmazsa verim düşer, işçi yevmiyesi beklemez. Yani çiftçinin gideri sürekli, geliri ise aralıklıdır. Bu denge bozulduğunda üretici üretmek için değil, borcunu çevirmek için çalışmaya başlar. O noktada tarım, kazanç kapısı olmaktan çıkar; ayakta kalma mücadelesine dönüşür.
Üreticinin belini büken bir başka konu da finansmana erişimdir. Küçük ve orta ölçekli çiftçinin bankadan uygun şartlarda kredi bulması kolay değildir. Faiz yükü, teminat sıkıntısı, ödeme planlarının kısa tutulması derken çiftçi nefes alamaz. Oysa tarımın doğasında risk vardır; kuraklık olur, don olur, sel olur, hastalık olur. Böyle bir sektörde çiftçiye kısa vadeli ve yüksek faizli yük bindirmek, zaten zor olan işi iyice çıkmaza sokar. Çiftçi, krediyle değil, destekle ayakta durmalıdır.
Bugün sahada en çok duyulan cümle şu: “Üretiyoruz ama kazanamıyoruz.” Bu söz aslında meselenin özünü anlatıyor. Çünkü üretici kazanamazsa üretim azalır. Üretim azalırsa ithalat artar, fiyatlar yükselir, sofradaki ürün pahalanır. Yani çiftçinin tarladaki sıkıntısı sadece onun meselesi değildir; şehirde yaşayan herkesin sofrasını etkiler. Tarımda üreticinin güçlü olması, tüketicinin de güven içinde olması demektir. Çiftçi ayakta kalırsa ülke gıda bakımından da güçlü kalır.
Bu yüzden tarımda acil çözümler gerekiyor. Öncelikle girdi maliyetleri kontrol altına alınmalı. Mazotta, gübrede, yem ve ilaçta üreticiyi rahatlatacak düzenlemeler yapılmalı. Destekler zamanında, yeterli ve doğrudan çiftçinin eline geçecek şekilde verilmeli. Ürün alım fiyatları hasat zamanı gelmeden açıklanmalı ki üretici ne yapacağını bilsin. Ayrıca tarımsal kredi sistemi çiftçinin doğasına uygun hale getirilmeli; geri ödemeler hasat dönemine göre planlanmalı. Çiftçiye “al borcu, sonra ne yaparsan yap” denmemeli. Çünkü tarım, sabır işi olduğu kadar plan işi de ister.
Bir de en önemlisi, çiftçiye güven verilmelidir. Üretici yarınını göremezse toprağa da güvenemez. Güvenin olmadığı yerde üretim sürdürülemez. Bugün tarlasında çalışan insan, yalnız bırakıldığını hissediyor. Oysa toprağı işleyen insan yalnız bırakılmaz. Çünkü onun emeği, sadece kendi ailesinin değil, bir ülkenin sofrasının temelidir.
Sonuç olarak, tarımda üreticinin yüksek girdi maliyetleri karşısında nakit akışını sürdürememesi artık geçiştirilecek bir sorun değildir. Bu mesele hem ekonomik hem sosyal hem de stratejik bir meseledir. Çiftçi para kazanamazsa toprağı ekemez. Toprak ekilmezse ürün azalır. Ürün azalırsa fiyat artar. Fiyat artarsa herkes etkilenir. Bu zinciri kırmanın yolu ise üreticiyi rahatlatmaktan geçer. Tarımın ayakta kalması için çiftçinin nefes alması şarttır. Çünkü çiftçi nefes alırsa, memleket de rahat eder.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]