Haziran 2026 verilerine göre büyükbaş hayvan varlığı 17,8 milyona, küçükbaş ise %6’lık koyun artışıyla 60,8 milyona ulaştı; ancak sürdürülebilirlik için yem ve girdi maliyetlerinin düşürülmesi şart.
Türkiye’nin hayvancılık sektöründe 2026 yılının ilk yarısına ilişkin rakamlar açıklandı. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından derlenen, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan Hayvancılık İstatistikleri, sektörün mevcut durumuna ilişkin önemli ipuçları veriyor. 30 Haziran 2026 referans tarihli verilere göre büyükbaş hayvan sayısı 17 milyon 805 bine, küçükbaş hayvan sayısı ise 60 milyon 815 bine ulaştı.
İlk bakışta rakamlar oldukça olumlu görünüyor. Özellikle küçükbaş hayvan sayısındaki artış dikkat çekiyor. Ancak ekonomi açısından meseleye yalnızca hayvan sayısındaki artış olarak bakmak yeterli değil. Asıl önemli olan, bu hayvan varlığının üretime, üretici gelirine, et ve süt arzına ve tüketici fiyatlarına nasıl yansıyacağıdır.
Büyükbaş hayvan kategorisinde sığır sayısı, 2025 yılı aralık ayına göre yüzde 0,5 artarak 17 milyon 640 bine yükseldi. Manda sayısı ise yüzde 0,2 azalarak 164 bin 508 oldu. Böylece toplam büyükbaş hayvan varlığı 17 milyon 805 bin baş seviyesine çıktı.
Küçükbaşta ise daha belirgin bir hareketlilik söz konusu. Koyun sayısı yüzde 6 artışla 49 milyon 473 bine ulaşırken, keçi sayısı yüzde 1,4 yükselerek 11 milyon 342 bin oldu. Toplam küçükbaş hayvan varlığı 60 milyon 815 bin başa çıktı.
Özellikle koyun sayısındaki yüzde 6’lık artış dikkat çekici. Bu artış, küçükbaş hayvancılığın Türkiye’de önemli bir üretim alanı olmaya devam ettiğini gösteriyor. Ancak burada da önemli bir soru var: Hayvan sayısındaki artış, üreticinin refahına aynı oranda yansıyor mu?
Bence sektör açısından asıl tartışılması gereken nokta burasıdır.
Çünkü hayvancılıkta sadece hayvan sayısını artırmak yeterli değildir. Yem maliyetleri, veterinerlik giderleri, ilaç fiyatları, enerji, akaryakıt, işçilik, ahır ve bakım giderleri üreticinin maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Bir üretici elindeki hayvan sayısını artırırken aynı zamanda maliyetleri de hızla yükseliyorsa, ortaya çıkan büyüme rakamsal olmaktan öteye geçemeyebilir.
Özellikle yem maliyetleri hayvancılığın en kritik konularından biri olmaya devam ediyor. Et ve süt üretiminin sürdürülebilir olması için üreticinin hayvan başına yaptığı harcama ile elde ettiği gelir arasında sağlıklı bir denge kurulması gerekiyor.
Burada süt üreticisinin durumu ayrıca önem taşıyor. Süt fiyatlarının üretim maliyetleri karşısında yetersiz kalması halinde üretici damızlık hayvanlarını elinden çıkarabiliyor. Bu durum kısa vadede piyasaya arz sağlasa da uzun vadede hayvan varlığının sürdürülebilirliği açısından sorun oluşturabiliyor.
Et üretiminde de benzer bir tablo söz konusu. Türkiye’nin artan nüfusu ve tüketim ihtiyacı dikkate alındığında yalnızca hayvan sayısının artırılması değil, verimliliğin yükseltilmesi de gerekiyor.
Bir başka önemli konu ise hayvancılıkta ithalat bağımlılığıdır. Yem hammaddelerinden bazı girdilere kadar dışa bağımlılığın yüksek olması, döviz kurlarındaki hareketlerin üretim maliyetlerine hızlı şekilde yansımasına neden olabiliyor. Bu nedenle hayvancılık politikasının yalnızca hayvan sayısını artırmaya değil, yem üretimini ve yerli girdi kullanımını geliştirmeye de odaklanması gerekiyor.
Küçükbaş hayvancılık açısından Türkiye’nin önemli bir potansiyeli bulunuyor. 60 milyon 815 bin başlık küçükbaş varlığı, kırsal ekonominin güçlendirilmesi açısından ciddi bir avantajdır. Özellikle meraların daha etkin kullanılması, bölgesel üretim modellerinin geliştirilmesi ve küçük üreticilerin örgütlenmesinin desteklenmesi sektörün geleceği açısından önem taşıyor.
Burada kooperatifleşmenin de altını çizmek gerekir. Küçük üreticinin tek başına yem satın almasıyla örgütlü şekilde toplu alım yapması arasında ciddi maliyet farkları oluşabilir. Aynı şekilde süt ve etin pazarlanmasında da üretici örgütlerinin güçlenmesi, üreticinin pazarlık gücünü artırabilir.
Hayvancılığın bir başka boyutu da tüketicidir. Üreticinin maliyeti ile tüketicinin markette karşılaştığı fiyat arasında büyük farklılıklar oluştuğunda sistemin herhangi bir noktasında sorun var demektir. Üretici yeterince kazanamıyor, tüketici pahalıya tüketiyorsa aradaki zincirin maliyet ve kâr yapısının daha şeffaf biçimde incelenmesi gerekir.
Dolayısıyla 2026 Haziran verileri bize önemli bir tablo sunuyor. Büyükbaş hayvan varlığı yılın ilk yarısında sınırlı da olsa artmış, küçükbaşta ise özellikle koyun sayısında daha güçlü bir yükseliş gerçekleşmiş durumda.
Fakat önümüzdeki dönemde başarıyı belirleyecek olan yalnızca hayvan sayıları olmayacak. Üretim maliyetleri, et ve süt verimliliği, üretici gelirleri, yem fiyatları, hastalıklarla mücadele, mera kullanımı ve pazarlama koşulları birlikte değerlendirilmek zorunda.
Benim açımdan hayvancılıkta hedef sadece “kaç hayvanımız var?” sorusuna cevap vermek olmamalı. “Bu hayvanlardan ne kadar et ve süt üretiyoruz, üretici ne kazanıyor, tüketici ne ödüyor?” sorularının da aynı önemle ele alınması gerekiyor.
Çünkü güçlü hayvancılık, yalnızca çok sayıda hayvana sahip olmak değildir. Güçlü hayvancılık; üreticinin para kazandığı, tüketicinin makul fiyatla ürün alabildiği, işletmelerin sürdürülebilir olduğu ve ülkenin gıda güvenliğinin güçlendirildiği bir üretim sistemidir.
Haziran 2026 rakamları bu açıdan önemli bir başlangıç noktasıdır. Bundan sonraki dönemde asıl başarı, hayvan sayısındaki artışı kalıcı ve verimli bir üretim artışına dönüştürebilmek olacaktır.
Kaynak: TÜİK
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]