Açlık, iklim krizi ve gıda israfıyla mücadelede FAO; tarım, hayvancılık, ormancılık ve su kaynaklarında sürdürülebilir, bilimsel ve kendi kendine yeten üretim modellerini küresel ölçekte yaygınlaştırmayı hedeflemektedir.
Dünyada her gün milyonlarca insan yatağa aç girerken, bir yandan da tonlarca gıda çöpe gidiyor. Bir tarafta kuraklık nedeniyle ekinler kuruyor, diğer tarafta savaşlar yüzünden insanlar tarlalarını ekemiyor. İklim değişikliği ise bütün bu sorunları daha da büyütüyor. İşte tam da bu noktada, dünya ülkelerini ortak çözümler üretmek için bir araya getiren önemli kuruluşlardan biri devreye giriyor: Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, yani kısa adıyla FAO.
FAO, 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kuruldu. Kuruluşun temel amacı oldukça nettir: Dünyada açlığı azaltmak, tarımı geliştirmek, doğal kaynakları korumak ve herkesin yeterli ve sağlıklı gıdaya ulaşmasını sağlamak.
Aslında FAO'nun yaptığı iş sadece çiftçilere destek vermek değildir. Kuruluş; tarımdan hayvancılığa, balıkçılıktan ormancılığa, su kaynaklarından iklim değişikliğine kadar çok geniş bir alanda çalışmalar yürütmektedir. Çünkü gıda üretimi sadece toprağa tohum atmakla bitmiyor. Su gerekiyor, enerji gerekiyor, doğru planlama gerekiyor ve en önemlisi de sürdürülebilir politikalar gerekiyor.
Bugün dünya nüfusu 8 milyarı geçti. Birleşmiş Milletler tahminlerine göre önümüzdeki yıllarda bu sayı daha da artacak. Nüfus arttıkça gıda ihtiyacı da büyüyecek. Ancak tarım yapılabilecek alanlar aynı hızla artmıyor. Üstelik iklim değişikliği nedeniyle kuraklık, sel, don ve aşırı sıcaklık gibi doğal olaylar üretimi olumsuz etkiliyor.
FAO tam da bu nedenle ülkeleri sürekli uyarıyor. "Daha fazla üretim" kadar "daha verimli üretim" de önemlidir diyor. Daha az suyla daha fazla ürün alınmasını sağlayacak modern sulama sistemleri, kaliteli tohum kullanımı, toprağın korunması ve teknolojinin tarıma kazandırılması için projeler geliştiriyor.
FAO'nun en önemli çalışmalarından biri de açlıkla mücadeledir. Dünyanın birçok bölgesinde insanlar yeterli beslenemiyor. Özellikle savaş bölgelerinde, kuraklığın yaşandığı ülkelerde ve yoksul toplumlarda milyonlarca insan gıda sıkıntısı çekiyor.
Kuruluş, sadece yardım göndermekle kalmıyor. Aynı zamanda insanların kendi gıdasını üretebilmesi için eğitim veriyor, tarımsal projeleri destekliyor ve üretimin yeniden başlamasına katkı sağlıyor. Çünkü kalıcı çözüm, sürekli yardım değil, insanların kendi ayakları üzerinde durabilecek üretim sistemlerine kavuşmasıdır.
FAO, hayvancılık alanında da önemli çalışmalar yürütüyor. Salgın hayvan hastalıklarının önlenmesi, verimli üretim yöntemlerinin geliştirilmesi ve hayvan sağlığının korunması konusunda ülkeler arasında bilgi paylaşımını sağlıyor. Böylece hem üreticiler hem de tüketiciler daha güvenli gıdaya ulaşabiliyor.
Balıkçılık konusunda da benzer çalışmalar yapılıyor. Denizlerde bilinçsiz avlanmanın önüne geçilmesi, balık stoklarının korunması ve gelecek nesiller için sürdürülebilir balıkçılığın sağlanması FAO'nun öncelikleri arasında yer alıyor.
Ormanların korunması da FAO'nun önem verdiği konuların başında geliyor. Çünkü ormanlar sadece ağaçlardan ibaret değildir. Aynı zamanda su kaynaklarını besler, toprağı korur, iklimi dengeler ve biyolojik çeşitliliğin devamını sağlar. Kontrolsüz orman tahribatı hem tarımı hem de insan yaşamını olumsuz etkiliyor.
Son yıllarda FAO'nun üzerinde en fazla durduğu konulardan biri de su yönetimidir. Tarım sektöründe kullanılan su miktarı oldukça yüksektir. Eğer su bilinçsiz kullanılırsa gelecekte üretim yapmak çok daha zor hale gelecektir. Bu nedenle damla sulama, yağmurlama sistemleri, yağmur suyu hasadı ve dijital sulama teknolojileri giderek daha fazla önem kazanıyor.
FAO ayrıca gıda israfına karşı da dünya genelinde farkındalık oluşturmaya çalışıyor. Çünkü üretilen gıdanın önemli bir bölümü sofraya ulaşmadan kayboluyor ya da çöpe atılıyor. Oysa israf edilen her lokmanın içinde boşa harcanan su, emek, enerji ve doğal kaynaklar da bulunuyor.
Türkiye de FAO ile uzun yıllardır iş birliği yapan ülkeler arasında yer alıyor. Tarımın modernleştirilmesi, kırsal kalkınma, su yönetimi, hayvancılık, ormanların korunması ve iklim değişikliğine uyum gibi pek çok alanda ortak projeler yürütülüyor. Özellikle kuraklık riskinin arttığı günümüzde bu çalışmalar daha da büyük önem taşıyor.
Ülkemiz, farklı iklim özellikleri sayesinde çok sayıda tarım ürününü yetiştirebilen şanslı ülkelerden biri. Ancak bu avantajı sürdürebilmek için toprağın korunması, suyun verimli kullanılması ve üretimin bilimsel yöntemlerle desteklenmesi gerekiyor. FAO'nun önerileri de tam olarak bu noktada yol gösterici oluyor.
Gıda güvenliği artık sadece tarımın konusu değildir. Ekonomiyi, sağlığı, çevreyi ve hatta ülkelerin milli güvenliğini ilgilendiren stratejik bir meseledir. Bir ülkede gıda üretimi azalırsa fiyatlar yükselir, ithalat artar ve toplumun alım gücü olumsuz etkilenir. Bu nedenle tarımsal üretimin güçlü olması her ülke için büyük önem taşır.
Önümüzdeki yıllarda iklim değişikliği, su kıtlığı ve nüfus artışı nedeniyle tarımın daha da zorlaşacağı tahmin ediliyor. Bu nedenle bilimsel üretim yöntemleri, teknolojik yatırımlar ve uluslararası iş birlikleri artık bir tercih değil, zorunluluk haline geliyor.
Sonuç olarak FAO, dünyanın gıda geleceğini korumaya çalışan en önemli uluslararası kuruluşlardan biridir. Açlığın azaltılması, çiftçilerin desteklenmesi, doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilir tarımın yaygınlaştırılması için yürüttüğü çalışmalar, sadece bugünün değil gelecek nesillerin de yaşamını yakından ilgilendiriyor.
Unutmamak gerekir ki güçlü tarım, güçlü ekonomi demektir. Güçlü ekonomi ise sağlıklı toplumların temelidir. Toprağımıza, suyumuza ve üreticimize sahip çıktığımız ölçüde sofralarımız bereketlenmeye devam edecektir. Dünyanın ortak hedefi de zaten budur: Hiç kimsenin aç kalmadığı, doğal kaynakların korunduğu ve sürdürülebilir üretimin hâkim olduğu bir gelecek.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]