İklim krizi ve yükselen girdi maliyetleri karşısında tarımın geleceği; sensörler, dronlar ve yapay zekâ destekli "doğru teknoloji" kullanımıyla suyu, gübreyi ve ilacı israf etmeden verimliliği artırmaktan geçmektedir.
Tarım, insanlık tarihinin en eski üretim alanlarından biri. Ancak bugün tarım yapmak, geçmişte olduğu gibi yalnızca toprağı sürmek, tohumu atmak ve hasat zamanını beklemekten ibaret değil. İklim değişikliği, kuraklık, artan girdi maliyetleri, su kaynaklarının azalması ve değişen tüketici beklentileri tarım sektörünü yeni bir döneme zorluyor. Bu yeni dönemin en önemli unsurlarından biri ise dijitalleşme ve akıllı tarım teknolojileri.
Bana göre önümüzdeki yıllarda tarımda başarılı olmanın yolu, sadece daha fazla üretim yapmaktan değil, mevcut kaynakları daha akıllı kullanmaktan geçecek. Çünkü artık suyu, gübreyi, ilacı, enerjiyi ve zamanı geçmişte olduğu gibi sınırsız kullanma imkânımız yok.
Akıllı tarım uygulamaları tam da bu noktada önem kazanıyor. Tarlaya yerleştirilen sensörler sayesinde toprağın nemi, sıcaklığı ve çeşitli özellikleri takip edilebiliyor. Uydu görüntüleri ve dronlar aracılığıyla tarlanın hangi bölümünde sorun olduğu daha hızlı görülebiliyor. Böylece çiftçi bütün tarlaya aynı miktarda su veya gübre vermek yerine ihtiyaca göre müdahale edebiliyor.
Bu sistemin en önemli avantajlarından biri maliyetleri azaltma potansiyelidir. Çiftçinin en büyük sorunlarından birisinin yüksek girdi maliyetleri olduğunu düşündüğümüzde, gereksiz gübre, ilaç, su ve yakıt kullanımının önüne geçilmesi son derece değerlidir. Daha az kaynak kullanarak daha yüksek veya daha istikrarlı verim elde edebilmek, tarımsal işletmelerin ekonomik dayanıklılığını artırabilir.
Özellikle su konusu burada ayrı bir önem taşıyor. Türkiye'nin farklı bölgelerinde kuraklık ve su kaynakları üzerindeki baskı giderek daha fazla gündeme geliyor. Geleneksel sulama yöntemlerinde ihtiyaçtan fazla su kullanılabilmesi önemli bir kayıp oluşturuyor. Akıllı sulama sistemleri ise toprağın nemini ve hava koşullarını dikkate alarak sulamanın zamanını ve miktarını daha hassas belirleyebiliyor.
Dron teknolojisi de tarımda önemli bir değişim yaratıyor. Dronlarla tarlanın havadan görüntülenmesi, bitkilerdeki gelişim farklılıklarının daha erken fark edilmesini sağlayabiliyor. Hastalık veya zararlı riski bulunan alanların belirlenmesiyle bütün tarlaya ilaçlama yapmak yerine sadece ihtiyaç duyulan bölgelere müdahale edilebiliyor. Bu hem maliyet hem de çevre açısından önemli bir kazanım sağlayabilir.
Yapay zekâ da tarımın geleceğinde daha fazla yer alacak. Geçmiş üretim verileri, hava tahminleri, toprak özellikleri ve piyasa bilgileri birlikte değerlendirilerek çiftçiye karar desteği sunulabilir. Hangi tarihte ekim yapılmasının daha uygun olabileceği, ne kadar sulama gerektiği veya hangi ürünün belirli koşullarda daha uygun olduğu konusunda veri temelli öneriler geliştirilebilir.
Ancak burada önemli bir noktaya dikkat etmek gerekiyor. Dijitalleşme, çiftçinin yerine geçmek anlamına gelmemeli. Tam tersine teknoloji, çiftçinin bilgi ve tecrübesini destekleyen bir araç olmalıdır. Çünkü toprağı yıllardır işleyen üreticinin deneyimi, hiçbir algoritmanın tek başına sağlayamayacağı kadar değerlidir.
Bir başka önemli konu da teknolojiye erişim meselesidir. Büyük tarım işletmeleri gelişmiş dijital sistemlere daha kolay yatırım yapabilirken küçük çiftçilerin aynı imkânlara ulaşması her zaman kolay olmayabilir. Türkiye'nin tarımsal yapısı dikkate alındığında dijital dönüşümün sadece büyük işletmelerin yararlanabildiği bir alan haline gelmemesi gerekiyor.
Bu nedenle kamu destekleri, kooperatifler ve üretici örgütleri burada önemli bir rol üstlenebilir. Küçük üreticilerin ortaklaşa kullanabileceği drone, sensör, meteoroloji ve veri analiz sistemleri oluşturulabilir. Böylece teknoloji maliyeti üreticinin tek başına taşıyacağı bir yük olmaktan çıkarılabilir.
Dijitalleşmenin bir diğer boyutu da pazarlama. Çiftçi yalnızca tarlada değil, ürününü satarken de dijital teknolojilerden yararlanabilir. Üretim miktarının, kalite bilgilerinin ve ürün geçmişinin dijital olarak takip edilmesi tüketici güvenini artırabilir. E-ticaret ve dijital pazarlama kanalları sayesinde üretici ile tüketici arasındaki mesafenin azaltılması da mümkün olabilir.
Fakat teknoloji yatırımı yapılırken bir başka gerçeği de unutmamak gerekir: Her teknoloji her işletme için uygun değildir. Çiftçinin gerçekten ihtiyacı olmayan pahalı sistemlere yönelmesi, tasarruf sağlamak yerine yeni bir maliyet oluşturabilir. Bu nedenle yatırım kararlarında öncelik, teknolojinin sağlayacağı ekonomik fayda olmalıdır.
Sonuç olarak tarımda dijitalleşme artık geleceğin konusu olmaktan çıkıp bugünün konusu haline gelmiştir. Türkiye'nin tarımsal üretimini sürdürülebilir hale getirmek, suyu ve toprağı korumak, maliyetleri düşürmek ve verimliliği artırmak istiyorsak teknolojiden daha fazla yararlanmak zorundayız.
Benim düşünceme göre asıl hedef, “daha çok teknoloji” değil, “daha doğru teknoloji” olmalıdır. Çiftçinin cebine, toprağın verimliliğine ve ülkenin gıda güvenliğine katkı sağlayan her teknoloji değerlidir.
Tarımın geleceği yalnızca toprağın üzerinde değil, aynı zamanda verinin içinde şekillenecek. Tarlayı bilen çiftçi ile teknolojiyi bilen uzman aynı hedefte buluştuğunda, Türkiye tarımında önemli bir verimlilik ve sürdürülebilirlik dönüşümü yaşanabilir. Geleceğin tarımı; daha az su, daha az girdi, daha az israf ve daha fazla verim anlayışı üzerine kurulacaktır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]