Ağır iklim koşulları, ekonomik riskler ve bedensel yük nedeniyle zorlaşan çiftçiliğin ve gıda güvenliğimizin geleceği için teknolojik tarım imkanlarının küçük üreticiye ulaştırılması ve gençleri sektöre çekecek desteklerin sağlanması şart.
Tarım denildiğinde çoğumuzun aklına tarlalar, yeşil araziler, traktörler ve yetişen ürünler gelir. Ancak soframıza gelen her domatesin, biberin, buğdayın, zeytinin ya da meyvenin arkasında büyük bir emek vardır. Tarım, dışarıdan bakıldığında doğal ve sakin bir iş gibi görünse de aslında en zor mesleklerden biridir. Çünkü çiftçilik hem beden gücü hem sabır hem de büyük bir dayanıklılık ister.
Bir çiftçinin mesaisi çoğu zaman güneş doğmadan başlar. Tarlaya gitmek, toprağı hazırlamak, ekim yapmak, sulamak, gübrelemek, ilaçlamak, yabancı otlarla mücadele etmek ve hasat yapmak kolay işler değildir. Üstelik bunların önemli bir bölümü uzun süre ayakta kalmayı, eğilmeyi, ağır yük taşımayı ve saatlerce çalışmayı gerektirir.
Özellikle yaz aylarında tarım işçisinin ve çiftçinin karşı karşıya kaldığı sıcaklık, işi daha da zorlaştırır. Güneşin altında saatlerce çalışmak, insanın enerjisini tüketir. Kış aylarında ise soğuk, yağmur ve çamurla mücadele edilir. Yani tarımda “hava şartları uygun değil, bugün çalışmayalım” deme şansı çoğu zaman yoktur. Çünkü ürünün zamanı geldiğinde işin yapılması gerekir.
TOPRAK EMEK İSTER
Tarımın en önemli özelliği, emeğin doğrudan toprağa verilmesidir. Bir çiftçi yalnızca traktör kullanmaz. Gerektiğinde çapa yapar, ürün toplar, kasa taşır, sulama sistemiyle uğraşır, hayvanların bakımını yapar. Özellikle küçük aile işletmelerinde aynı kişi gün içinde birçok farklı işi üstlenmek zorunda kalabilir.
Bir dönüm tarlanın arkasında bile saatlerce süren emek bulunur. Bir ürünün toprağa atılan küçük bir tohumdan sofraya kadar gelmesi aylar sürebilir. Bu süreçte çiftçinin işi bitmez. Sürekli kontrol gerekir. Çünkü hastalık, zararlı böcekler, kuraklık, aşırı yağış, dolu veya don gibi birçok risk vardır.
Üstelik çiftçi çalışırken sadece bugünü değil, aylar sonrasını düşünür. Tohumu toprağa atarken hasadı hesaplar. Gübre alırken maliyetini düşünür. Mazot alırken fiyatını hesaplar. Ürününü satarken de emeğinin karşılığını alıp alamayacağını düşünür.
BEDENSEL YORGUNLUĞUN YANINDA ZİHİNSEL YÜK DE VAR
Tarımın fiziksel olarak zor olması kadar önemli bir başka konu da çiftçinin taşıdığı ekonomik ve psikolojik yüktür. Çünkü çiftçi çoğu zaman ne kadar çalışacağını bilir ama yıl sonunda ne kadar kazanacağını bilemez.
Bir işçi belirli bir ücret karşılığında çalışırken çiftçinin geliri hava şartlarına, ürün fiyatlarına ve maliyetlere bağlıdır. Çiftçi bütün yıl çalışır, ancak ürününü hasat zamanı beklediği fiyata satamazsa emeğinin karşılığını alamayabilir.
Mazot, gübre, yem, tohum, ilaç, elektrik, sulama ve işçilik giderleri arttıkça üretim yapmak daha zor hale gelir. Çiftçi bir taraftan toprağı işlerken diğer taraftan sürekli hesap yapmak zorunda kalır.
Bu nedenle tarımda fiziksel emek ile ekonomik risk iç içedir. Çiftçinin teri sadece güneş altında akmaz; aynı zamanda geçim mücadelesi verirken de dökülür.
GENÇLER NEDEN TARIMDAN UZAKLAŞIYOR?
Tarımın zor çalışma koşulları, gençlerin bu sektöre ilgisini de etkiliyor. Şehir hayatı, masa başı işler ve düzenli gelir imkânı gençlere daha cazip gelebiliyor. Tarlada sabahın erken saatlerinde çalışmak, ağır iş yapmak ve gelir konusunda belirsizlik yaşamak herkesin tercih edeceği bir hayat olmayabiliyor.
Ancak burada önemli bir gerçek var: Gençlerin tarımdan uzaklaşması, yalnızca çiftçiliğin geleceği açısından değil, ülkenin gıda güvenliği açısından da önemli bir sorun oluşturuyor.
Çünkü bugün tarlada çalışan insanın yerine yarın kimin geçeceği sorusunun cevabını bulmak zorundayız.
Tarımı gençler için daha cazip hale getirmek gerekiyor. Bunun yolu sadece “gençler köyüne dönsün” demekten geçmiyor. Teknolojik tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması, üreticinin gelirinin güçlendirilmesi, sosyal güvenlik imkânlarının geliştirilmesi, modern ekipman kullanımının artırılması ve üretimin daha planlı hale getirilmesi gerekiyor.
ÇİFTÇİNİN İŞİNİ KOLAYLAŞTIRMAK ŞART
Tarımın fiziksel yükünü azaltmak için teknoloji önemli bir fırsat sunuyor. Modern traktörler, otomatik sulama sistemleri, tarım makineleri, dronlar, sensörler ve akıllı tarım uygulamaları çiftçinin işini kolaylaştırabilir.
Bugün teknoloji sayesinde toprağın nemi ölçülebiliyor, sulama daha kontrollü yapılabiliyor, ürünlerin gelişimi takip edilebiliyor. Ancak bu teknolojilerin küçük üreticiye de ulaşabilmesi gerekiyor.
Çiftçinin daha az yorularak daha fazla ve kaliteli üretim yapması, sadece çiftçinin kazancı açısından değil, tüketicinin sofrası açısından da önemlidir.
SOFRAMIZDAKİ ÜRÜNÜN ARKASINDA BÜYÜK BİR EMEK VAR
Markette gördüğümüz bir kilo domatesin veya pazardan aldığımız bir kasa meyvenin fiyatını konuşurken, o ürünün tarladan sofraya gelene kadar geçtiği süreci de düşünmek gerekir.
Çiftçi yağmurda, çamurda, sıcakta ve soğukta çalışır. Sabahın erken saatinde tarlasına gider. Bazen gün boyunca ağır yük taşır. Bazen ürününü kurtarmak için geceleri bile mücadele eder.
Bu nedenle tarım, yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir. Aynı zamanda büyük bir emek ve alın teri alanıdır.
Bugün soframızda ekmek varsa, bunun arkasında tarlada çalışan insan vardır. Sebze ve meyve varsa, bunun arkasında üreticinin aylar süren emeği vardır.
Tarımın fiziksel olarak zor bir meslek olduğunu kabul etmek, çiftçinin emeğine değer vermenin ilk adımıdır. Üreticinin daha az yorulduğu, daha fazla kazandığı ve geleceğe güvenle baktığı bir tarım düzeni kurmak ise hepimizin ortak sorumluluğudur.
Çünkü toprağı işleyen insan güçlenmeden, tarım güçlenmez. Tarım güçlenmeden de soframız, ekonomimiz ve geleceğimiz güvence altında olmaz.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]