Tarımda bereketin zarara dönüşmesini engelleyip ürün yığılmasını önlemek için bölgesel üretim planlaması şarttır; cold storage altyapısı, tarıma dayalı sanayi, güçlü kooperatifçilik ve dijital veri takibiyle arz-talep dengesi kurulmalıdır.


Türkiye, verimli toprakları ve dört mevsimi yaşayan iklimi sayesinde dünyanın önemli tarım ülkelerinden biri. Birçok ürünün yetiştirildiği bu topraklarda zaman zaman bereket yaşanıyor. Ancak ne yazık ki her bereket, kazanç anlamına gelmiyor. Çünkü bazı yıllarda aynı ürünün çok fazla ekilmesi veya hasadın aynı dönemde piyasaya çıkması "ürün yığılması" adı verilen önemli bir sorunu ortaya çıkarıyor.
Ürün yığılması, çiftçinin aylarca emek vererek yetiştirdiği ürünün değerinde satılamaması anlamına geliyor. Tarlada domates, soğan, patates, karpuz ya da salatalık bol olunca fiyatlar bir anda düşüyor. Çiftçi masrafını bile karşılayamaz hale geliyor. Bazen ürününü toplamaya bile değmeyeceğini düşünen üreticiler, mahsulünü tarlada bırakmak zorunda kalıyor. Bu manzara hem üreticinin hem de ülke ekonomisinin kaybıdır.
Aslında sorun üretimin fazla olması değil, üretimin doğru planlanamamasıdır. Bir yıl bir ürün yüksek fiyatla satılınca, ertesi yıl birçok çiftçi aynı ürünü ekmeye yöneliyor. Sonuçta herkes aynı ürünü yetiştirince piyasada büyük bir arz oluşuyor. Talep aynı kalırken ürün miktarı artınca fiyatlar hızla düşüyor. Böylece bir yıl kazandıran ürün, ertesi yıl zarar ettirebiliyor.
Üstelik ürünlerin büyük bölümü aynı günlerde hasat edildiği için depolama ve pazarlama sıkıntıları da yaşanıyor. Soğuk hava depolarının yetersiz olduğu bölgelerde ürün kısa sürede bozulabiliyor. Çiftçi ise elindeki ürünü bekletemediği için düşük fiyatla satmak zorunda kalıyor. Bu durum, emeğin karşılığını alamayan üreticiyi tarımdan uzaklaştırabiliyor.
İşin ilginç yanı, çiftçi düşük fiyata satış yaparken tüketici pazarda ya da markette aynı ürünü pahalıya alabiliyor. Çünkü üretici ile tüketici arasındaki uzun tedarik zinciri, nakliye giderleri, komisyonlar ve diğer maliyetler fiyatların yükselmesine neden oluyor. Böylece hem üretici hem de tüketici memnun olmuyor. Kazanan ise çoğu zaman aradaki aracılar oluyor.
Tarımda ürün yığılmasının önüne geçebilmek için öncelikle üretim planlamasının güçlendirilmesi gerekiyor. Hangi bölgede hangi ürünün ne kadar ekileceği, iç tüketim ve ihracat ihtiyacı dikkate alınarak belirlenmeli. Çiftçiler de bu planlamaya uygun üretime yönlendirilmeli. Böylece bir üründe aşırı üretim yaşanırken başka bir üründe eksiklik oluşmasının önüne geçilebilir.
Tarım teknolojileri de bu konuda önemli fırsatlar sunuyor. Dijital tarım uygulamaları sayesinde üretim miktarları önceden takip edilebiliyor. Uydu görüntüleri, yapay zekâ destekli analizler ve veri tabanları kullanılarak hangi ürünün ne kadar ekildiği tahmin edilebiliyor. Böylece üreticiler daha bilinçli karar verebiliyor.
Kooperatiflerin güçlendirilmesi de çözümün önemli parçalarından biridir. Küçük üreticiler tek başlarına pazarlık yapmakta zorlanırken, kooperatif çatısı altında ürünlerini daha güçlü şekilde pazarlayabilirler. Ortak depolama tesisleri, paketleme merkezleri ve soğuk hava depoları sayesinde ürünler daha uzun süre korunabilir. Böylece çiftçi ürününü hemen satmak zorunda kalmaz.
İhracatın artırılması da ürün yığılmasını azaltabilecek önemli bir adımdır. İç piyasada fazla olan ürünler dış pazarlara yönlendirilirse hem üretici kazanır hem de ülkeye döviz girdisi sağlanır. Bunun için ihracat altyapısının geliştirilmesi, yeni pazarların bulunması ve lojistik imkanlarının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.
Tarım sanayisinin geliştirilmesi de unutulmamalıdır. Örneğin fazla üretilen domates salçaya, meyveler reçel veya meyve suyuna, sebzeler dondurulmuş gıdaya dönüştürülebilir. Böylece ürün çöpe gitmek yerine katma değeri yüksek ürünlere dönüşür. Bu hem israfı önler hem de üreticiye ek gelir sağlar.
Devletin piyasa düzenleyici rolü de kritik önem taşıyor. Gerektiğinde alım garantileri, destekleme politikaları ve uygun finansman imkanlarıyla çiftçinin yanında olunması üretimin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyor. Aynı zamanda tarımsal veri sistemlerinin sürekli güncellenmesi ve üreticilere doğru bilgi verilmesi de planlamanın başarısını artıracaktır.
İklim değişikliği de ürün planlamasını daha önemli hale getiriyor. Kuraklık, don, dolu ve aşırı sıcaklıklar bazı ürünlerde beklenmedik kayıplara yol açarken, bazı bölgelerde ise verimi artırabiliyor. Bu nedenle üretim planları yalnızca geçmiş yıllara değil, gelecekte beklenen iklim koşullarına göre de hazırlanmalıdır.
Bugün gelişmiş tarım ülkeleri yalnızca daha fazla üretmeye değil, doğru ürünü doğru miktarda üretmeye odaklanıyor. Çünkü sürdürülebilir tarımın temelinde planlama, verimlilik ve pazar dengesi bulunuyor. Üretimin kontrolsüz şekilde artması, bereketi kazanca dönüştürmüyor.
Sonuç olarak tarımda ürün yığılması, yalnızca çiftçinin değil hepimizin sorunudur. Çiftçi kazanamazsa üretim azalır, üretim azalınca da gelecekte gıda fiyatları yükselir. Bu nedenle üretimin bilimsel verilerle planlanması, depolama ve işleme kapasitesinin artırılması, kooperatifçiliğin desteklenmesi ve ihracat imkanlarının geliştirilmesi büyük önem taşıyor. Bereketin israfa değil kazanca dönüşmesi hem çiftçinin yüzünü güldürecek hem de sofralarımıza uygun fiyatlı ve kaliteli ürünlerin ulaşmasını sağlayacaktır. Tarımın geleceği, plansız üretimde değil; akıllı, dengeli ve sürdürülebilir üretim anlayışında yatmaktadır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]