Yükselen girdi maliyetleri ve iklim riskleri nedeniyle artan çiftçi borçları gıda güvenliğini tehdit etmekte; zamanında girdi destekleri, düşük faizli krediler, borç yapılandırmaları ve hasat tabanlı ödeme takvimleri acilen uygulanmalıdır.


Bir ülkenin en büyük güvencelerinden biri güçlü tarımıdır. Çünkü tarım sadece ekonomik bir faaliyet değildir; aynı zamanda soframıza gelen ekmeğin, sebzenin, meyvenin ve etin güvencesidir. Ancak son yıllarda tarım sektöründe giderek büyüyen bir sorun dikkat çekiyor: Çiftçilerin borçları hızla artıyor.
Bugün birçok üretici, tarlasını ekebilmek için kredi kullanıyor. Gübreyi borçla alıyor, mazotu vadeli alıyor, tohumu krediyle temin ediyor. Hasat zamanı geldiğinde ise beklediği geliri elde edemeyince yeni sezona yine borçla başlamak zorunda kalıyor. Böylece borçlar katlanarak büyüyor.
Tarımın en önemli girdileri olan mazot, gübre, ilaç, yem, elektrik ve sulama maliyetleri son yıllarda önemli ölçüde yükseldi. Buna karşılık birçok üründe üreticinin eline geçen fiyat aynı hızda artmadı. Çiftçi daha pahalıya üretirken, ürününü çoğu zaman beklediği değerde satamıyor.
Bir üreticiyi düşünelim. Tarlasını sürmek için mazot alıyor. Ardından tohum ekiyor, gübre atıyor, ilaç kullanıyor, sulama yapıyor. Bunların her biri ayrı bir maliyet oluşturuyor. Eğer mevsim kurak geçerse veya dolu, don, sel gibi doğal afetler yaşanırsa verim düşüyor. Üstelik ürününü satacağı dönemde fiyatlar beklentinin altında kalırsa bütün hesaplar bozuluyor. Sonuçta kazanç yerine borç büyüyor.
Tarımsal borçların yükselmesi sadece çiftçiyi ilgilendiren bir konu değildir. Çünkü çiftçi üretimden uzaklaşırsa bunun etkisini bütün toplum hisseder. Üretim azalınca pazardaki ürün miktarı düşer. Azalan ürün ise fiyatların yükselmesine neden olur. Böylece hem üretici hem tüketici zarar görür.
Küçük aile işletmeleri bu süreçten daha fazla etkileniyor. Büyük işletmelerin finansman imkanları daha geniş olabilir. Ancak küçük üreticiler çoğu zaman yalnızca banka kredilerine veya kooperatif desteklerine güvenmek zorunda kalıyor. Gelir düzensiz olduğu için kredi taksitlerini ödemekte zorlanıyorlar.
Borç yükünün artması gençleri de tarımdan uzaklaştırıyor. Bugün birçok genç, anne ve babasının yaşadığı ekonomik sıkıntıları gördüğü için tarım yapmak istemiyor. Köylerde nüfus yaşlanıyor, üretici sayısı azalıyor. Oysa tarımın geleceği gençlerin üretimde kalmasına bağlıdır.
İklim değişikliği de çiftçinin yükünü ağırlaştırıyor. Kuraklık, aşırı sıcaklar, ani don olayları ve düzensiz yağışlar verimi olumsuz etkiliyor. Verim düşünce gelir azalıyor, gelir azalınca borçların ödenmesi daha da zorlaşıyor.
Peki çözüm ne olabilir?
Öncelikle üretim maliyetlerini düşürecek politikalar geliştirilmelidir. Mazot, gübre, yem ve elektrik gibi temel girdilerde üreticiyi rahatlatacak destekler artırılmalıdır. Desteklerin zamanında ödenmesi de büyük önem taşımaktadır. Çiftçi ekim döneminde ihtiyaç duyduğu desteği aylar sonra değil, tam zamanında almalıdır.
Düşük faizli ve uzun vadeli tarım kredileri yaygınlaştırılmalıdır. Doğal afetlerden zarar gören üreticiler için borç erteleme ve yeniden yapılandırma uygulamaları daha etkin hale getirilmelidir. Çünkü afet yaşayan bir çiftçiden aynı yıl borcunu eksiksiz ödemesini beklemek gerçekçi değildir.
Tarım sigortalarının kapsamı genişletilmeli, üreticilerin sigorta sistemine erişimi kolaylaştırılmalıdır. Böylece don, dolu, kuraklık veya sel gibi afetlerde çiftçinin zararı daha hızlı karşılanabilir.
Kooperatifleşme de önemli çözümlerden biridir. Birlikte hareket eden üreticiler hem daha uygun maliyetle girdi satın alabilir hem de ürünlerini daha güçlü pazarlayabilir. Böylece aracılık maliyetleri azalır, üreticinin kazancı artabilir.
Ürün planlaması da ihmal edilmemelidir. Aynı ürünü herkesin aynı anda üretmesi fiyatların düşmesine neden olur. Bölgesel planlama sayesinde arz-talep dengesi korunabilir ve çiftçinin gelirinde daha istikrarlı bir yapı oluşabilir.
Teknoloji kullanımı da maliyetleri azaltabilir. Akıllı sulama sistemleri, hassas gübreleme, modern tarım makineleri ve dijital tarım uygulamaları sayesinde hem su hem enerji hem de gübre tasarrufu sağlanabilir. Daha düşük maliyet, daha güçlü üretim demektir.
Aslında tarımsal borçların yükselmesi, tarım sektörünün karşı karşıya bulunduğu yapısal sorunların bir göstergesidir. Üretici kazanamazsa üretim sürdürülebilir olmaz. Üretim sürdürülemezse gıda arzı zayıflar, fiyatlar yükselir ve ülke ekonomisi olumsuz etkilenir.
Unutmamak gerekir ki çiftçi yalnızca kendi ailesi için üretmiyor. Milyonlarca insanın sofrasına ekmek, süt, sebze, meyve ve et ulaştırıyor. Bu nedenle çiftçinin ayakta kalması, aslında toplumun tamamının geleceğini güvence altına almak anlamına geliyor.
Güçlü bir tarım sektörü, güçlü bir ekonomi demektir. Bunun yolu ise borç yükü altında ezilen değil, üreten, kazanan ve geleceğe güvenle bakan bir çiftçi profili oluşturmaktan geçiyor. Tarımın sürdürülebilirliği için üreticinin finansal olarak desteklenmesi, sadece çiftçinin değil, ülkenin ortak yararınadır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]