İklim şokları ve küresel krizler karşısında gıda arzını korumak; bölgesel ürün planlaması, verimli su yönetimi, iklime dayanıklı tohum, dijital teknoloji, tarım sigortaları ve güçlü kooperatifçilikle inşa edilecek dayanıklı tarım sistemleriyle mümkündür.
Dünya hızla değişiyor. Bir zamanlar yıllarda bir yaşanan kuraklık artık birkaç yılda bir kapımızı çalıyor. Ani dolular, seller, don olayları, sıcak hava dalgaları ve uzun süren kuraklıklar tarımı her geçen gün daha fazla etkiliyor. Bunlara bir de salgın hastalıklar, savaşlar, enerji fiyatlarındaki artışlar ve küresel ticarette yaşanan aksaklıklar eklenince tarımın ne kadar hassas bir sektör olduğu daha iyi anlaşılıyor.
Eskiden çiftçi daha çok hava durumunu takip ederdi. Bugün ise hava tahminlerinin yanında dünya piyasalarını, gübre fiyatlarını, mazot maliyetlerini ve ihracat pazarlarını da izlemek zorunda kalıyor. Çünkü tarım artık sadece tarlada yapılan bir üretim değil; küresel gelişmelerden doğrudan etkilenen stratejik bir sektör haline geldi.
İşte bu nedenle son yıllarda en çok konuşulan kavramlardan biri de "dayanıklı tarım sistemleri" oldu. Peki bu ne demek? Aslında çok basit. Tarımın karşılaşabileceği her türlü olumsuzluğa rağmen üretimin devam edebilmesi, çiftçinin ayakta kalabilmesi ve toplumun gıdaya ulaşabilmesi anlamına geliyor.
Bir ülkenin tarım sistemi ne kadar dayanıklıysa, yaşanan krizlerden o kadar az etkilenir. Kuraklık olur ama üretim tamamen durmaz. Sel olur ama çiftçi yeniden üretime başlayabilir. Küresel fiyatlar yükselir ama vatandaş markette temel gıda ürünlerini bulmaya devam eder.
Bunun ilk şartı ise doğru planlamadır.
Her bölgede her ürünün yetiştirilmesi doğru değildir. Suyu az olan bölgelerde çok su isteyen ürünlerin ekilmesi hem üreticiye hem de ülkeye zarar verir. Bunun yerine bölgenin iklimine ve su kaynaklarına uygun ürünlerin tercih edilmesi gerekir. Böylece hem maliyet düşer hem de üretim daha güvenli hale gelir.
Su yönetimi de dayanıklı tarımın temel taşlarından biridir. Türkiye, su zengini bir ülke değildir. İklim değişikliği nedeniyle yağış düzenleri de değişmektedir. Bu nedenle açık kanallarla yapılan sulama yerine damla sulama, yağmurlama sistemi ve akıllı sulama teknolojileri yaygınlaştırılmalıdır. Bir damla suyun bile boşa gitmediği bir üretim anlayışı geleceğin tarımının vazgeçilmezidir.
Toprağın korunması da en az su kadar önemlidir. Verimli toprak kolay oluşmuyor. Bir santimetrelik verimli toprağın oluşması yüzlerce yıl sürebiliyor. Buna karşılık yanlış kullanım birkaç yılda toprağı verimsiz hale getirebiliyor. Erozyonun önlenmesi, organik madde miktarının artırılması ve bilinçli gübreleme yapılması toprağın geleceğini güvence altına alacaktır.
Dayanıklı tarım denildiğinde akla sadece doğal afetler gelmemelidir. Hastalık ve zararlılar da üretimi ciddi şekilde tehdit ediyor. Son yıllarda birçok ülkede bitki hastalıkları nedeniyle büyük ürün kayıpları yaşandı. Erken uyarı sistemleri, düzenli tarla kontrolleri ve biyolojik mücadele yöntemleri sayesinde bu riskler önemli ölçüde azaltılabilir.
Tarımsal çeşitlilik de büyük önem taşıyor. Tek bir ürüne bağımlı üretim sistemi her zaman daha risklidir. Aynı bölgede farklı ürünlerin yetiştirilmesi hem çiftçinin gelirini korur hem de olası afetlerde kayıpların tamamının aynı anda yaşanmasını önler. Atalarımızın söylediği "Bütün yumurtaları aynı sepete koyma" sözü tarım için de son derece geçerlidir.
Tohum güvenliği de göz ardı edilmemesi gereken konular arasındadır. Yerli ve iklim koşullarına uyum sağlayabilen tohumların geliştirilmesi, kaliteli tohum kullanımının artırılması ve genetik çeşitliliğin korunması gelecekte yaşanabilecek birçok sorunun önüne geçebilir.
Hayvancılık da tarımsal dayanıklılığın ayrılmaz bir parçasıdır. Yem üretiminin artırılması, mera alanlarının korunması, hayvan hastalıklarının önlenmesi ve modern işletmelerin yaygınlaştırılması sayesinde hayvansal üretimde de sürdürülebilirlik sağlanabilir.
Teknoloji artık tarımın en güçlü yardımcılarından biri haline geldi. Uydu görüntüleri, yapay zekâ destekli analizler, sensörler, dronlar ve mobil uygulamalar sayesinde çiftçiler ürünlerini daha yakından takip edebiliyor. Toprağın nemi, bitkinin ihtiyacı olan besin miktarı ve hastalık belirtileri daha oluşmadan tespit edilebiliyor. Böylece hem maliyet azalıyor hem de verim artıyor.
Tarım sigortalarının yaygınlaştırılması da büyük önem taşıyor. Çünkü bazen tüm tedbirler alınsa bile doğa beklenmedik sürprizler yapabiliyor. Don, dolu veya sel nedeniyle ürününü kaybeden çiftçinin yeniden üretime başlayabilmesi için güçlü bir sigorta sistemi vazgeçilmezdir. Üreticinin yalnız bırakılmadığı bir sistem, tarımın geleceğine yapılan en önemli yatırımlardan biridir.
Depolama ve lojistik altyapısı da dayanıklı tarımın önemli unsurlarındandır. Üretilen ürünün sağlıklı koşullarda saklanması, soğuk zincirin korunması ve pazara zamanında ulaştırılması hem israfı azaltır hem de fiyat dalgalanmalarının önüne geçer. Hasat edilen ürünün önemli bir kısmının depolama yetersizliği nedeniyle kaybedilmesi, emek kadar milli servetin de boşa gitmesi anlamına gelir.
Kooperatifçilik de üreticinin gücünü artıran önemli bir araçtır. Küçük üreticiler birlikte hareket ettiklerinde girdi maliyetlerini düşürebilir, ürünlerini daha iyi fiyatlarla satabilir ve pazarlık güçlerini artırabilirler. Dayanıklı tarım yalnızca güçlü tarlalarla değil, güçlü üretici örgütleriyle de mümkündür.
Devletin uzun vadeli tarım politikaları oluşturması da büyük önem taşır. Desteklerin üretim planlamasına göre verilmesi, çiftçiye önünü görebileceği istikrarlı politikalar sunulması ve kırsal kalkınmanın desteklenmesi üretimin sürekliliğini sağlar. Sık sık değişen uygulamalar yerine güven veren politikalar üreticinin yatırım yapma isteğini artıracaktır.
Üniversiteler, araştırma kurumları ve çiftçiler arasındaki iş birliği de güçlendirilmelidir. Laboratuvarda geliştirilen bilgilerin tarlaya ulaşması, çiftçinin yaşadığı sorunların da bilim insanlarına aktarılması daha güçlü çözümler ortaya çıkaracaktır.
Sonuç olarak tarımda dayanıklılık, sadece bugünün değil yarının da en önemli konularından biridir. Çünkü güçlü tarım; güçlü ekonomi, güçlü toplum ve güçlü gelecek demektir. Bugün alınacak doğru kararlar sayesinde yarının krizleri daha az zarar verecektir. Şoklara karşı hazırlıklı olan tarım sistemleri yalnızca çiftçiyi değil, sofradaki ekmeği bekleyen milyonlarca insanı da koruyacaktır. Unutmayalım ki gıda güvenliği, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Dayanıklı tarım ise bu güvenliğin en sağlam teminatlarından biridir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]