Küresel krizler karşısında sürdürülebilir gıda güvenliği ve ticareti; öngörülebilir politikalar, şeffaf bilgi ve teknoloji paylaşımı, güçlü kooperatifçilik ve dengeli uluslararası iş birliğiyle teminat altına alınabilir.
TARIM TİCARETİNDE DENGE VE İŞ BİRLİĞİ KAZANIRSA HERKES KAZANIR
Dünya hızla değişiyor. Bir yanda iklim değişikliği nedeniyle kuraklık, sel ve aşırı hava olayları artarken, diğer yanda savaşlar, salgınlar ve ekonomik krizler gıda üretimini ve ticaretini zorlaştırıyor. Bugün artık tarım sadece çiftçinin tarlasındaki üretimden ibaret değil. Aynı zamanda ülkelerin ekonomisini, toplumların huzurunu ve insanların sofralarındaki ekmeği doğrudan ilgilendiren stratejik bir alan haline geldi.
İşte bu nedenle tarım ticaretinin dengeli ve iş birliğine dayalı bir anlayışla yönetilmesi her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Çünkü tarım ticaretinde yaşanacak dengesizlikler yalnızca üreticiyi değil, tüketiciyi, sanayiciyi ve ihracatçıyı da etkiliyor.
Geçmişte birçok ülke, gıda fiyatları yükseldiğinde ihracat yasakları uyguladı, gümrük vergilerini artırdı veya ithalatı sınırlandırdı. Bu kararlar kısa vadede kendi ülkelerini koruyor gibi görünse de uzun vadede dünya piyasalarında daha büyük dalgalanmalara neden oldu. Sonuçta ürün bulmak zorlaştı, fiyatlar daha da yükseldi ve özellikle gıda ithalatına bağımlı ülkeler ciddi sıkıntılar yaşadı.
Aslında tarım ticareti bir zincir gibidir. Zincirin bir halkası koptuğunda bütün sistem etkilenir. Bir ülkede yaşanan kuraklık başka ülkelerde fiyat artışına yol açabilir. Büyük bir üretici ihracatı durdurduğunda dünya piyasalarında arz daralabilir. Bu nedenle ülkelerin sadece kendi çıkarlarını değil, ortak çıkarları da gözetmesi gerekiyor.
Dengeli bir tarım ticareti sistemi, üretici ile tüketici arasında adil bir denge kurulmasını sağlar. Çiftçi emeğinin karşılığını alırken vatandaş da makul fiyatlarla güvenilir gıdaya ulaşabilir. İşte gerçek başarı budur.
Tarım ticaretinde iş birliği denildiğinde sadece ürün alıp satmak anlaşılmamalıdır. Bilgi paylaşımı, teknoloji transferi, ortak araştırmalar, kaliteli tohum geliştirme, modern sulama sistemleri ve tarımsal eğitim çalışmaları da bu iş birliğinin önemli parçalarıdır. Bir ülkenin geliştirdiği başarılı bir tarım teknolojisi başka ülkelerde de uygulanabilir. Böylece hem üretim artar hem de kaynaklar daha verimli kullanılır.
Özellikle su kaynaklarının azaldığı günümüzde tarımda verimliliğin artırılması büyük önem taşıyor. Daha az suyla daha fazla üretim yapılabilmesi için ülkelerin bilgi ve teknoloji paylaşımını artırmaları gerekiyor. Çünkü su tasarrufu artık sadece çevre meselesi değil, aynı zamanda ekonomik kalkınmanın da temel unsurlarından biri haline geldi.
Tarım ticaretinde güven de en az üretim kadar önemlidir. Eğer ülkeler birbirlerine güven duyarsa ticaret daha düzenli işler. Ani kararlar yerine önceden planlanmış, şeffaf ve öngörülebilir politikalar hem üreticinin hem de yatırımcının önünü görmesini sağlar. Çiftçi hangi ürünü ekeceğine daha sağlıklı karar verir, sanayici hammadde konusunda endişe yaşamaz, tüketici ise ani fiyat artışlarıyla karşılaşmaz.
Türkiye, sahip olduğu verimli topraklar, farklı iklim bölgeleri ve güçlü üretim kapasitesi sayesinde tarım ticaretinde önemli bir konuma sahiptir. Meyveden sebzeye, tahıldan fındığa, zeytinyağından kuru meyvelere kadar birçok üründe dünya pazarlarında söz sahibidir. Ancak bu gücün sürdürülebilir olması için üretimin planlı yapılması, suyun verimli kullanılması, lojistik altyapının geliştirilmesi ve ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi büyük önem taşıyor.
Aynı zamanda ithalat ve ihracat politikalarının da dikkatli yürütülmesi gerekiyor. Bir taraftan üreticiyi korurken diğer taraftan tüketicinin uygun fiyatla gıdaya ulaşmasını sağlayacak dengeli politikalar uygulanmalıdır. Aşırı korumacı ya da tamamen serbest yaklaşımlar yerine şartlara göre şekillenen akılcı politikalar daha sağlıklı sonuç verir.
Kooperatiflerin güçlendirilmesi de bu süreçte önemli bir adımdır. Küçük üreticiler tek başlarına uluslararası pazarlarda rekabet etmekte zorlanabilir. Ancak kooperatif çatısı altında birleşen çiftçiler hem maliyetlerini düşürebilir hem de ürünlerini daha güçlü pazarlayabilir. Böylece hem üretici kazanır hem de ülke ekonomisi güçlenir.
Tarım ticaretinde dijital teknolojiler de yeni bir dönemin kapısını açıyor. Yapay zekâ destekli üretim planlamaları, uydu görüntüleri, erken uyarı sistemleri ve dijital pazarlama uygulamaları sayesinde üretim daha doğru planlanabiliyor. Bu gelişmeler israfı azaltırken verimliliği artırıyor. Aynı zamanda uluslararası ticarette ürünlerin izlenebilirliğini de güçlendiriyor.
Elbette bütün bu çalışmaların başarılı olabilmesi için uluslararası dayanışmanın güçlenmesi gerekiyor. İklim değişikliği hiçbir ülkeyi tek başına etkilemiyor. Kuraklık da salgın hastalıklar da sınır tanımıyor. Dolayısıyla çözüm de ortak akıldan ve ortak hareket etmekten geçiyor.
Unutulmamalıdır ki gıda sadece ekonomik bir ürün değildir. Aynı zamanda yaşamın temelidir. İnsanların sağlıklı beslenebilmesi, çocukların gelişebilmesi ve toplumların huzur içinde yaşayabilmesi güvenilir gıdaya erişimle mümkündür. Bunun yolu ise dengeli, adil ve iş birliğine dayalı bir tarım ticareti sisteminden geçmektedir.
Sonuç olarak geleceğin güçlü ülkeleri yalnızca sanayide değil, tarımda da sürdürülebilir başarı sağlayan ülkeler olacaktır. Üreticinin emeğini koruyan, tüketicinin sofrasını güvence altına alan ve uluslararası iş birliğini ön planda tutan politikalar hem ekonomik kalkınmayı destekleyecek hem de küresel gıda güvenliğine önemli katkılar sağlayacaktır. Tarım ticaretinde rekabet elbette olacaktır; ancak bu rekabetin yanında dayanışma, güven ve ortak sorumluluk anlayışı da yer aldığında kazanan yalnızca ülkeler değil, bütün insanlık olacaktır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]