İklim krizi ve azalan su kaynakları üretimi ve jeopolitiği yeniden şekillendirirken; gıda güvenliği için su odaklı ürün planlaması, modern sulama ve Ar-Ge temelli bilimsel tarım politikaları kaçınılmazdır.
İKLİM DEĞİŞİYOR, TARIM DEĞİŞİYOR, DÜNYA YENİDEN ŞEKİLLENİYOR
Eskiden çiftçiler hangi ayda ne ekeceğini büyüklerinden öğrenirdi. Mevsimler belliydi, yağmurun zamanı, karın vakti, sıcakların süresi aşağı yukarı tahmin edilebilirdi. Ancak bugün durum çok farklı. İklim değişikliği yalnızca hava sıcaklığını artırmıyor; üretimi, suyu, ticareti ve ülkeler arasındaki ilişkileri de kökten değiştiriyor.
Son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde kuraklık, sel, don ve aşırı sıcaklık olayları daha sık yaşanıyor. Bir bölgede aylarca yağmur yağmazken, başka bir bölgede birkaç saat içinde aylık yağış düşebiliyor. Bu dengesizlik en çok da tarımı etkiliyor. Çünkü tarım, doğayla iç içe yapılan bir üretim faaliyetidir. Doğadaki en küçük değişiklik bile tarladaki verimi doğrudan etkileyebilir.
Eskiden bolca yetişen bazı ürünler artık aynı bölgelerde istenilen verimi vermiyor. Meyve ağaçları erken çiçek açıyor, ardından gelen don olayları ürünleri yok ediyor. Bazı sebzeler aşırı sıcak nedeniyle gelişemiyor. Hayvancılıkta ise meralar kuruyor, yem maliyetleri yükseliyor. Sonuçta hem üretici zorlanıyor hem de tüketici pazarda daha pahalı ürünlerle karşılaşıyor.
İklim değişikliğinin en büyük etkilerinden biri de üretim desenlerinin değişmesidir. Yani hangi ürünün nerede yetiştirileceği yeniden şekilleniyor. Geçmişte belirli bölgelerle özdeşleşmiş ürünler artık farklı illerde yetiştirilmeye başlanıyor. Bazı çiftçiler ise yıllardır ektikleri ürünleri bırakıp iklime daha dayanıklı ürünlere yönelmek zorunda kalıyor.
Bu değişim ilk bakışta doğal gibi görünse de aslında ekonomik sonuçları oldukça büyüktür. Çünkü tarımsal üretim planları, fabrikalar, ihracat anlaşmaları ve gıda sanayisi yıllardır oluşmuş üretim düzenine göre kurulmuştur. Ürün deseni değiştiğinde bu sistemlerin de yeniden uyarlanması gerekir.
Ancak mesele yalnızca iklim değildir. Dünyanın karşı karşıya olduğu bir başka önemli sorun da su kaynaklarının giderek azalmasıdır. Bir zamanlar sınırsız gibi görülen tatlı su kaynakları artık hızla tükeniyor. Nüfus artışı, sanayileşme, bilinçsiz sulama ve iklim değişikliği su üzerindeki baskıyı her geçen yıl artırıyor.
Özellikle tarım sektörü suyun en fazla kullanıldığı alanlardan biridir. Eğer su doğru yönetilmezse gelecekte en büyük sorunlardan biri gıda üretiminde yaşanacak düşüş olacaktır. Çünkü su olmadan üretim olmaz. Bu nedenle artık birçok ülke tarım politikalarını su kaynaklarına göre yeniden düzenlemeye başladı.
Damla sulama, yağmurlama sistemleri, yağmur suyu hasadı ve modern sulama teknolojileri artık bir tercih değil, zorunluluk haline geliyor. Aynı zamanda kuraklığa dayanıklı tohumların geliştirilmesi ve daha az su isteyen ürünlerin yaygınlaştırılması büyük önem taşıyor.
Su kaynaklarının azalması yalnızca tarımı değil, ülkeler arasındaki ilişkileri de etkiliyor. Çünkü birçok büyük nehir birden fazla ülkenin topraklarından geçiyor. Yukarı havzada yapılan bir baraj ya da su depolama projesi aşağıdaki ülkeleri doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle su, artık yalnızca çevre konusu değil; aynı zamanda ekonomik, siyasi ve stratejik bir konu haline gelmiş durumda.
Buna bir de jeopolitik rekabet ekleniyor. Dünyada enerji, gıda, su ve kritik ham maddeler üzerindeki rekabet giderek sertleşiyor. Ülkeler artık yalnızca petrol ve doğal gaz için değil, verimli tarım arazileri, temiz su kaynakları ve gıda güvenliği için de büyük mücadele veriyor.
Pandemi döneminde yaşananlar bunun en açık örneklerinden biri oldu. Bazı ülkeler temel gıda ürünlerinin ihracatını sınırlandırdı. Daha sonra savaşlar ve bölgesel krizler de dünya ticaretini olumsuz etkiledi. Böylece birçok ülke, dışarıya bağımlı olmanın ne kadar büyük bir risk taşıdığını gördü.
Bugün gelişmiş ülkeler yalnızca daha fazla üretmeye değil, kendi halkının gıda ihtiyacını güvence altına almaya da odaklanıyor. Çünkü kriz zamanlarında para her şeyi çözmeyebilir. Dünya piyasasında ürün bulunamazsa ithalat yapmak da mümkün olmayabilir.
Türkiye de iklim değişikliğinden etkilenen ülkeler arasında yer alıyor. Kuraklık, düzensiz yağışlar ve su stresi birçok bölgede hissediliyor. Özellikle İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Ege'nin bazı kesimlerinde su kaynaklarının korunması her zamankinden daha önemli hale geliyor.
Bu nedenle tarımsal üretimin bilimsel planlamayla yürütülmesi gerekiyor. Hangi bölgede hangi ürünün yetiştirileceği yalnızca alışkanlıklara göre değil; iklim verilerine, su kapasitesine ve ekonomik ihtiyaçlara göre belirlenmelidir. Çiftçiye modern sulama desteği sağlanmalı, su tasarrufu teşvik edilmeli ve tarımsal Ar-GE çalışmaları güçlendirilmelidir.
Aynı zamanda şehirlerde de su israfının önüne geçilmesi gerekiyor. Musluklardan boşa akan su, eskiyen altyapılardaki kaçaklar ve bilinçsiz tüketim geleceğin en değerli kaynağını hızla tüketiyor. Su tasarrufu yalnızca çiftçinin değil, toplumun tamamının sorumluluğudur.
Unutulmamalıdır ki iklim değişikliği artık geleceğin değil, bugünün gerçeğidir. Üretim desenleri değişiyor, su kaynakları azalıyor ve dünya yeni bir rekabet dönemine giriyor. Bu değişime hazırlıklı olan ülkeler hem ekonomilerini güçlendirecek hem de vatandaşlarının gıda güvenliğini koruyacaktır.
Sonuç olarak; toprağını koruyan, suyunu verimli kullanan, çiftçisini destekleyen ve bilimi rehber edinen ülkeler geleceğin kazananları olacaktır. Çünkü gelecekte en değerli zenginlik yalnızca petrol ya da altın değil; temiz suya, verimli toprağa ve güvenilir gıdaya sahip olabilmektir. Bu nedenle bugünden alınacak doğru kararlar, yarının refahını ve güvenliğini belirleyecektir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]