Gıda arz güvenliği ile dış ticaret dengesini sağlamak; yerli üreticiyi koruyan planlı üretim, zamanında verilen destekler, lisanslı depoculuk ve iklim odaklı dijital tarım politikalarının bütüncül olarak uygulanmasına bağlıdır.
Bir ülkenin en büyük gücü sadece sanayisi, teknolojisi ya da ordusu değildir. Aynı zamanda kendi insanını doyurabilme gücüdür. Çünkü sofraya ekmek koyamayan, mutfağında temel gıda ürünlerini bulamayan bir toplumun ekonomik olarak güçlü olması da mümkün değildir. İşte bu nedenle tarım politikalarında en önemli konulardan biri, arz güvenliği ile dış ticaret dengesini birlikte koruyabilmektir.
Arz güvenliği denildiğinde akla ilk gelen konu, insanların ihtiyaç duyduğu gıda ürünlerinin yılın her döneminde yeterli miktarda bulunmasıdır. Market raflarının boş kalmaması, üreticinin üretime devam edebilmesi ve tüketicinin makul fiyatlarla gıdaya ulaşabilmesi arz güvenliğinin temelidir.
Diğer tarafta ise dış ticaret dengesi vardır. Bir ülke sürekli tarım ürünü ithal ederse döviz kaybeder. Sürekli ihracat yapıp iç piyasayı ihmal ederse de vatandaş pahalı gıda tüketmek zorunda kalabilir. İşte gerçek başarı, bu iki hedef arasında doğru dengeyi kurabilmektedir.
Son yıllarda dünya bunu acı tecrübelerle öğrendi. Pandemi döneminde birçok ülke ihracatı sınırlandırdı. Bazı ülkeler buğday, pirinç, Ayçiçek yağı ve şeker ihracatına kısıtlamalar getirdi. Küresel krizler, savaşlar ve iklim değişikliği nedeniyle uluslararası ticaret zaman zaman aksadı. O günlerde herkes şunu gördü: Kendi üretimi güçlü olmayan ülkeler büyük sıkıntılar yaşayabiliyor.
Türkiye de tarım açısından önemli bir ülkedir. Dört mevsimin yaşandığı, farklı iklim bölgelerine sahip olan ülkemiz birçok ürünü yetiştirebilecek büyük bir potansiyele sahiptir. Ancak potansiyelin tek başına yeterli olmadığı da ortadadır. Önemli olan doğru planlama, doğru destekleme ve sürdürülebilir üretimdir.
Tarım politikalarında zaman zaman farklı tercihler yapılmaktadır. Bir yıl ürün fazlası oluşurken başka bir yıl aynı üründe açık yaşanabilmektedir. Çiftçi bazen yüksek fiyat nedeniyle aynı ürüne yönelmekte, ertesi yıl ise ürün bolluğu nedeniyle zarar edebilmektedir. Plansız üretim hem üreticiyi hem de tüketiciyi olumsuz etkileyen sonuçlar doğurmaktadır.
Bu nedenle hangi ürünün nerede, ne kadar üretileceğinin bilimsel verilere göre belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Su durumu, toprak yapısı, iklim koşulları ve pazar ihtiyacı birlikte değerlendirilmelidir. Böylece hem kaynaklar daha verimli kullanılır hem de arz güvenliği güçlenir.
Dış ticaret politikaları da bu planlamanın ayrılmaz bir parçasıdır. İthalat bazen piyasadaki arz açığını kapatmak için gerekli olabilir. Ancak ithalatın sürekli hale gelmesi yerli üreticiyi zor durumda bırakabilir. Üretici, ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kalırsa ertesi yıl ekim alanlarını daraltabilir. Bunun sonucunda ülke daha fazla ithalata bağımlı hale gelir.
Aynı şekilde ihracat da büyük önem taşır. Tarım ürünlerinin dünya pazarlarında satılması hem çiftçiye gelir sağlar hem de ülkeye döviz kazandırır. Ancak iç piyasadaki ihtiyaç karşılanmadan yapılan kontrolsüz ihracat fiyatların yükselmesine neden olabilir. Bu durumda vatandaş temel gıda ürünlerini daha pahalı satın almak zorunda kalabilir.
İşte burada devletin görevi dengeyi sağlamaktır. Ne üreticiyi mağdur edecek kadar aşırı ithalat yapılmalı ne de tüketiciyi zor durumda bırakacak ölçüde kontrolsüz ihracata izin verilmelidir. Tarım politikalarının amacı herkes için kazan-kazan ortamı oluşturmak olmalıdır.
Çiftçinin üretimde kalması her şeyden önce ekonomik olarak ayakta kalmasına bağlıdır. Gübre, mazot, yem, ilaç, elektrik ve sulama maliyetleri sürekli artarken üreticinin gelirinin aynı hızla artmaması tarımsal üretimi olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle desteklerin zamanında verilmesi büyük önem taşımaktadır.
Depolama sistemleri de arz güvenliğinin önemli unsurlarından biridir. Hasat döneminde ürünlerin sağlıklı koşullarda saklanabilmesi fiyat dalgalanmalarını azaltır. Lisanslı depoculuk ve modern soğuk hava depoları sayesinde ürünler uzun süre korunabilir. Böylece hem israf azalır hem de piyasaya düzenli ürün arzı sağlanır.
Tarımda teknoloji kullanımı da artık vazgeçilmez hale gelmiştir. Akıllı sulama sistemleri, uydu destekli üretim planlaması, dijital tarım uygulamaları ve erken uyarı sistemleri sayesinde verim artarken kaynak kullanımı da daha verimli hale gelmektedir. Daha fazla üretim yapılırken daha az su ve enerji tüketilebilmektedir.
İklim değişikliği ise tarım politikalarının geleceğini belirleyen en önemli faktörlerden biri haline gelmiştir. Kuraklık, ani don olayları, aşırı sıcaklar ve sel felaketleri üretimi doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle iklime dayanıklı üretim modelleri geliştirilmeden arz güvenliğini korumak giderek zorlaşacaktır.
Kooperatifleşmenin güçlendirilmesi de dengeyi sağlayan önemli araçlardan biridir. Küçük üreticiler tek başına pazarda güçlü olamayabilir. Ancak kooperatif çatısı altında bir araya geldiklerinde hem daha uygun maliyetle üretim yapabilir hem de ürünlerini daha güçlü pazarlayabilirler.
Tarımsal eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları da ihmal edilmemelidir. Yeni üretim tekniklerini bilen, pazarı takip eden ve teknolojiyi kullanan çiftçiler daha verimli üretim yapabilmektedir. Bilgiye yapılan yatırım, tarımın geleceğine yapılan yatırımdır.
Sonuç olarak tarım politikalarında başarı, sadece üretimi artırmakla ölçülmez. Asıl başarı; vatandaşın uygun fiyatla güvenilir gıdaya ulaşmasını sağlamak, çiftçinin emeğinin karşılığını almasını güvence altına almak ve ülkenin dış ticaret dengesini koruyabilmektir. Arz güvenliği ile dış ticaret dengesi birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan iki temel hedeftir.
Unutmayalım ki güçlü bir tarım sektörü; güçlü bir ekonomi, güçlü bir toplum ve güçlü bir gelecek demektir. Bugün atılacak doğru adımlar, yarının sofralarını güvence altına alacak; üreticiyi de tüketiciyi de koruyan sürdürülebilir bir tarım sisteminin temelini oluşturacaktır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]